Unutulmamalıdır ki; siyaset korumalarla değil, halkla yapılır! Bu düşüncemiz, her siyasetçi ve yetkililer için geçerlidir!
Gazeteci Kimdir, Nedir?
Bu sorunun cevabı aslında tektir ama, kişilere göre farklı yorumlanabiliyor. Bugün gazeteciliğin zor bir meslek olduğunu anlatmak için değil, yaşanan bir yanlışa dikkat çekmek için kalem oynatmak istiyorum.
Zaman zaman arkadaşlarla, eş dostla sohbet ederken “Gazeteci kimdir, nedir?” sorusuna muhatap oluyoruz. Bu sorunun bana göre tek ve net cevabı var!
Gazeteci her şeydir!
Neden mi?
Çünkü gazeteci olmak için sadece haber yazmak yetmez. Gazeteci; doktor değildir ama doktorluğu bilmeli, öğretmen değildir ama öğretmenliği tanımalı, mühendis değildir ama mühendislik hakkında bilgi sahibi olmalı, çiftçi değildir ama çiftçiliğin nasıl yapıldığını bilmeli.
Bilmelidir, bilmek zorundadır.
Aksi takdirde gazeteci; ne sağlıklı haber yapabilir, ne doğru yorum yazabilir, ne de yaşanan olayları halkın anlayacağı şekilde analiz edebilir.
Ancak ne acıdır ki; gazeteci her şey olmak zorunda olduğu halde, bazı kişi ve kurumlar için gazeteci hiçbir şeydir!
Oysa gazeteci, demokratik sistemde dördüncü kuvvet olarak kabul edilir. Yasama, yürütme, yargıdan sonra basın, halkın bilgi alma hakkını temsil eder. Fakat birileri bu gerçeği ya kabul etmez ya da işine gelmediği için görmezden gelir.
Gazetecilik Mesleği; Dün ve Bugün
Geçmişle kıyasladığımızda, günümüzde gazetecilik yapmak çok daha zorlaştı.
Eskiden habere ulaşmak zordu, çünkü teknik imkanlar kısıtlıydı. Ulaşım zordu, haber kaynağına erişim sınırlıydı. Bugün ise teknolojik imkanlar gelişti ama bu kez de herkes gazeteci oldu!
Bir zamanlar gazetecilikte “haber atlatmak” çok önemliydi. İlk haberi gazetene, televizyonuna ya da ajansına ulaştırmak büyük bir başarıydı. Bugün ise bu neredeyse imkânsız hale geldi. Çünkü herkesin elinde bir kamera (cep telefonu) var. Olay yerine senden önce ulaşan vatandaş, hiçbir sorumluluk taşımadan görüntüleri çekip anında binlerce kişiye ulaştırabiliyor.
Bugün gazetecilik yapmak bir yandan kolay, çünkü araç-gereç çok. Ama aynı zamanda çok daha zor, çünkü gazeteci çok, ama habercilik az.
Artık elinde akıllı telefonu olan herkes “habercilik” yapıyor. Ama ne etik kaygısı var, ne doğrulama, ne sorumluluk. Haliyle biz gazeteciler olay yerine gittiğimizde, emniyet güçlerinden “çekmeyin!” uyarısı alıyoruz.
Bazen de olay yerindeki taraflar çekim yapmamızı engelliyor.
Toplantılar ve Basın Dışı Bırakılmak
Toplantılar yapılır, gazeteciler davet edilir. Salonda herkesin elinde kamera, ses kayıt cihazı, yani cep telefonu vardır. Toplantı başlar, bir süre sonra klasik cümle gelir; “Arkadaşlar, buradan sonrası basına kapalıdır.” derler.
Gazeteciler olarak dışarı çıkarız. Ama içeride toplantı devam eder ve herkesin elinde hâlâ cep telefonu vardır. Yani kayıt sürer. Tek fark: Gazeteciler yoktur!.
3 kişinin bildiği hiç bir şey GİZLİ değildir!
İşte bu, mesleğimizin yaşadığı trajikomik durumlardan biridir.
Gazetecilik ve Bilgi Akışı
Basın mensupları, görevini bilerek ve sorumlulukla yapar. Gazetecinin haber alma süreci sağlıklı bir şekilde yürürse, elde edilen bilgi de doğru olur.
Doğru bilgiye ulaşan gazeteci, halka da doğru bilgi sunar.
Ancak gazetecinin bilgiye erişimi engellenirse, hem halk yanlış bilgilendirilir, hem de kamuoyu manipüle edilmeye açık hale gelir.
9 Ekim 2025 – Tokat’ta Yaşananlar
Bu yazıyı kaleme almamın sebebi, 9 Ekim 2025 Perşembe günü Tokat’a TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un yaptığı ziyarette yaşananlardır.
Gazeteciler olarak Sayın Kurtulmuş’un Tokat programını takip ettik. Sivil toplum kuruluşlarıyla (STK) yapılan toplantıya katıldık, görevimizi yapmak üzere hazır bulunduk. Basın kartlarımızı aldık, boynumuza taktık, salonun içine girdik.
Ancak ne olduysa Sayın Kurtulmuş’un salona girmesiyle başladı.
Koruma ordusu adeta bir bariyer oluşturdu. Salonda fırtınalar estirildi. Resim ve görüntü alma süresi çok kısa tutuldu. Adeta bir abluka altına alındık. O anlar bize gösterdi ki, korumalar salonu kontrol altına aldı ve gazetecilerin çalışmasına ciddi şekilde mani oldu.
Sayın Kurtulmuş’u uzun yıllardır tanırız, takip ederiz. AK Parti’ye katıldıktan sonra Niksar’a yaptığı ziyarette, Çamiçi Yaylası’nda uzun uzun sohbet etme fırsatımız olmuştu. Kendisi kibar, nazik, konuşurken insanları kırmayan, sohbeti seven değerli bir devlet ve siyaset adamıdır!
Ancak 9 Ekim’deki Tokat ziyaretinde, bu sevecen tutumun tam tersi bir atmosfer yaşandı. Gazeteciler adeta dışlandı.
Korumak mı, İzole Etmek mi?
Elbette herkes görevini yapmalı. Korumalar da dahil. Ancak güvenlik gerekçesiyle gazetecinin görev yapmasına engel olunması doğru değildir.
Gazeteci haber alma özgürlüğünü kullanamazsa, halk da haber alamaz.
Siyasetçi halktan koparsa, etrafındaki koruma çemberi içinde sıkışır kalır. Halbuki siyaset halka dokunarak yapılır. Sahaya inmeden, toplumla birebir temas kurmadan siyaset yapılamaz.
Üstelik bugün ülkemizde terör büyük oranda bitmiş, kardeşlik rüzgarları esmeye başlamışken, siyasetçinin halktan uzak tutulması kabul edilemez.
Son Söz
Basın mensupları halkın gözü, kulağı, sesidir.
Gazetecinin görev yapmasına engel olan her durum, aslında halkın bilgi alma hakkının gaspıdır.
Siyasetçinin etrafında duvar örülmemeli. Koruma adına kurulan her engel, siyasetçiyi halktan uzaklaştırır.
Halktan kopan siyasetçi başarılı olamaz.
Biz gazeteciler olarak dostane bir yaklaşımla yaşanan süreci ortaya koyuyoruz. Gözlemimizi paylaşıyor, mesleğimizin karşılaştığı zorluklara dikkat çekiyoruz.
Unutulmamalıdır ki; siyaset korumalarla değil, halkla yapılır!
Bu düşüncemiz, her siyasetçi ve yetkililer için geçerlidir!
Günün Sözü; Kralcılar kendilerine tahammül edildikçe, daha çok azarlar.