Günümüzde belli kavramları insanlar kafasına göre kullanıyor. Tevazudan bahseden bir takım kimselerin bu güzel haslet ; söylerken dahi ağızlarına yakışmıyor hatta sırıtıyor.Burunları arş-ı alada olan bu tiplerin ;insanları etkilemek adına yaptıkları bu takiyecilik gerçekten acı verici.Kendilerini küçültmek ve komik hallere düşmekten başka bir hareket değil bu.
Mütevazi olmak bir nasip işidir ve herkese bu nasip olmaz. Âyet-i kerîmede buyrulur:
“Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) âkıbet, takvâ sahiplerinindir.” (el-Kasas, 83)
Tevâzu sahibi insana mütevâzı denir. Tevâzû; alçak gönüllü olmak, Hak karşısında hiçliğinin idrâkine erebilmektir. İnsan kendisinde bulunan ilim, mevkî ve mal gibi her hangi bir nîmet sebebiyle, bunlardan mahrum olanlara karşı üstünlük iddiâ ederek maddî-mânevî haksızlık yapmamaktır.
"Yarın Hakkın divanına varınca, Süleyman'dan hakkın alır karınca..."
Ebüssuud Efendi
Neticede kısa bir hayat bu.Kimse ölümsüz değil.İnsan nefsi ,herkesin öleceğine inanır fakat,kendi öleceğini bir türlü kendine konduramazmış. Makamlar,mevkiler,mal-mülk bunlar kimseye kalmaz.Yetişme tarzı olarak yada etraflarında bulunan kirli beyinlerin ,sürekli su-i zan etkisinde olması ve önlerine gelen herkese su-i zanda bulunması gerçekten düşündürücüdür.Bir küpün içinde ne var ise dışına onu sızdırır.İnsanları değiştirmek gerçekten zor.Kendi ışığına güvenmeyenler,sürekli başkalarından rahatsız olur.Başka insanların varlığını hep kendi varlıkları için tehdit olarak görür.Bu yüzden sürekli fitne,fesat,karalama ve su-i zan ederek hayatta kalabileceklerini zannederler.Bunların yaşantılarında her zaman, menfi gördüklerine yaranmak vardır.İyilik yada iyi insan algısı,bu tipler için önemsiz unsurlardır.Fakat unuttukları bir konu vardır: kirliğin içinde asla iyi bir sonuca varılmayacağı gerçeğidir.
Mufassal bilgi için açıklama yapmaya zaten gerek yok.
Yazımı Ebu Müslim Horasani'nin sözleri ile bitireyim :
'' Onlar, şerrinden emin oldukları için, dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de; düşmanlarını yakın tuttular. Yakın tuttukları düşmanlarıdost olmadı. Ama uzak tuttukları dostları düşman oldu. Herkes düşman safında toplanınca yıkılmaları mukadder oldu.''