İnsan, ömrü boyunca bir yuva arar. Kimi bir aileyi sevgiyle huzurla yuvaya çevirir. Kimi de bununla birlikte Rabbine yönelen kendi gönlünde aşkın yuvasını kurar.
Çünkü insanın en derin ihtiyacı, yalnızca barınmak değil; emniyet içinde hissetmek, sevilmek ve ait olmaktır.
Belki de bu yüzden "Helin" isminin anlamı "kuş yuvası", sıradan bir kelime olmanın ötesinde derin bir hikmeti içinde taşır.
Kuş yuvası, tabiatın en zarif eserlerinden biridir. Bir dalın üzerine sabırla kurulur. İnce ince taşınan çalı parçaları, yapraklar ve otlar bir araya gelerek küçük bir sığınak meydana getirir. Kuş kuracağı yuvayı halim ruhlu insanların diyarına ve onlara güvenerek kurar.
Bilir ki habil ruhlu insanlar; halimdirler, merhametlidirler, iyiliği emredeler ve iyilik üzere yaşarlar. Yuva yıkmazlar ve yavrulara dokunmaz zarar vermezler.
Helin ile halimlik arasındaki bu görünmez bağ kuşa bir kod olarak yüklenmiştir. Kuş halim insanı bilir. İnsan da bu sırra, yuvayı gördüğünde duyduğu merhametle ve koruma iç güdüsüyle fark eder farkını hissettirir.
Dışarıdan bakıldığında basit görünen bu yuva; içinde hayatı, merhameti ve emniyeti saklar. İnsan gönlü de böyledir. Sevgiyle şefkatle ve merhametle beslenmeyen bir kalp, ne kendisine ne de başkasına yuva olabilir.
Tasavvuf ehli gönlü çoğu zaman bir yuva olarak görmüştür. Çünkü Hak sevgisiyle mamur olan kalp, kırılmış ruhların sığınağı haline gelir. Yunus Emre'nin dediği gibi gönül yapmak, Kâbe yapmak kadar kıymetlidir.
Bir gönle huzur vermek, bir kuşun yuvasını korumak gibidir. Nasıl ki yuvası bozulan kuş telaşa düşer çırpınır, kırılan gönül de huzurunu kaybeder Rabbine sığınır…
Helin'in çağrıştırdığı sadece bir yuva bir ev değildir, bunun yanında bir de "halimlik" ruhunu temsil eder.
Halimlik, insanın nefsini öfkenin ateşinden koruması, yumuşak huylulukla hareket etmesidir. Halim insan, sert rüzgârlara rağmen köklerinden kopmayan ağaç gibidir. Onun sözü incitmez, bakışı korkutmaz, varlığı huzur verir.
Tasavvuf yolunda halimlik büyük bir makam kabul edilmiştir. Çünkü Allah'ın güzel isimlerinden biri de "El-Halîm"dir. O, kullarının kusurlarını hemen cezalandırmayan, mühlet veren, merhametiyle kuşatandır.
İnsan da bu ilahi ahlaktan nasip aldığı ölçüde olgunlaşır. Öfke yerine sabrı, kırmak yerine onarmayı, suçlamak yerine anlamayı tercih eder.
Yuva emniyet ister; emniyet ise yumuşaklıkla, merhametle, adaletle ve anlayışla kurulur. Sertliğin hakim olduğu yerde yuva değil, korku vardır.
Hırsın ve öfkenin hüküm sürdüğü yerde aidiyet değil, yalnızlık büyür. Bu sebeple insan önce kendi gönlünde sevgi ve iyilik dallarıyla örülü bir yuva inşa etmelidir.
Belki de hayatın sırrı burada gizlidir: İnsan bir kuş yuvası kadar güven veren, bir bahar rüzgârı kadar yumuşak olabildiğinde gerçek huzura yaklaşır. Gönlünü sevgiyle kurar, sözünü hikmetle söyler, davranışlarını merhametle süsler.
İşte o zaman hem kendisi için bir sığınak olur hem de başkalarına huzur veren bir limana dönüşür.
Tasavvufta fakr, yoksulluk değil; Allah'tan başka hiçbir şeye sahip olmadığını bilmektir.
Fakirlik, günlük dilde maddi imkansızlıkları ve yoksulluğu ifadesi olarak kullanılmış olsa da “fakr” çok daha derin bir manevi anlama, yani kulun Allah’a olan mutlak muhtaçlığına işaret eder.
Asıl zenginliğin ona muhtaçlığımızı bilmek ve unutmamaktır. Acz(acziyet) ise insanın kendi kudretinin sınırlı olduğunu anlamasıdır.
Bu iki hâl, kulun gönlünü yumuşatır ve onu ilahi huzura hazırlar. Kibirle dolu kalplerde hikmet barınmaz; fakat acz ve fakr ile dolu gönüller, rahmet yağmurunu kabul eden bereketli topraklar gibidir.
Eskiden büyüklerimiz bir birilerini görüp selam verdikten sonra “fakir” nasılsın diye sohbete başlarlardı. Bunun ne büyük iltifat olduğunu ve ulaşılacak büyük bir makam olduğunu unuttuğumuzdan bu yana dünyada çok zenginleştik...fakirlikten kurtulduk…
Bu yüzden gönül kırmak, yalnızca bir insanı incitmek değildir. Bir gönlü kırmak, Allah'ın nazar ettiği bir mekânı incitmek gibidir.
Kuş yuvası nasıl gökyüzüne açılan küçük bir kapıysa, halimlik de insanı hakikate ulaştıran ince bir yoldur. O yolda yürüyenler bilirler ki, gönül yapmak taş yontmaktan zordur; fakat bir gönlü imar eden, aslında kendi ruhunu da imar etmiş olur.
Ne saraylar gördü dünya,
Ne ihtişam, ne saltanat;
Bir gönülde gizlenmiştir
Nice hikmet, nice sanat.
Sakın incitme bir kalbi,
Bilmezsin kimin yurdudur;
Belki Hakk'ın nazar ettiği
Sessiz bir aşk nurudur.
İlhan TATAR İletişim Uzmanı