Millet olarak zaman zaman olaylara, kişilere,Kurum veya Kuruluşlara karşı övgü ve eleştirilerimizde dengeyi korumakta zorlanabiliyoruz.
Bir kişiyi, kurumu veya düşünceyi ya tamamen büyütme ya da tamamen değersizleştirme eğilimi gösterebiliyoruz.
Oysa hayat siyah ile beyazdan ibaret değildir; çoğu zaman gerçekler gri alanlarda saklıdır.
Atalarımızın, "Yiğidi öldür ama hakkını yeme" sözü aslında adaletli değerlendirmenin en güzel tariflerinden biridir.
Bu söz, sevmediğimiz veya eleştirdiğimiz bir kişinin bile doğru ve başarılı yönlerini teslim etmemiz gerektiğini anlatır.
Aynı şekilde çok sevdiğimiz veya desteklediğimiz kişi ve kurumların eksiklerini görmezden gelmek de doğru değildir.
Sağlıklı bir toplumun temelinde ölçülülük, hakkaniyet ve objektiflik vardır. Bir insanı överken sadece başarılarını değil, eksiklerini de görebilmek; eleştirirken de yaptığı doğru işleri teslim edebilmek erdemdir. Çünkü adalet, sadece dostlarımıza karşı değil, fikir ayrılığı yaşadıklarımıza karşı da dürüst davranabilmektir.
Nitekim kültürümüzde yer alan "İfrat ve tefritten sakın, itidal üzere ol" anlayışı da aşırılıklardan uzak durmayı öğütler. İtidal; ne körü körüne övmek ne de peşin hükümle yermektir.
Gerçekleri bütün yönleriyle değerlendirebilmektir.
Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri de budur. İnsanları, kurumları ve olayları duygularımızın etkisiyle değil; bilgi, vicdan ve adalet ölçüsüyle değerlendirebilmektir. Çünkü aşırı övgü nasıl hataları görünmez hale getiriyorsa, aşırı eleştiri de yapılan güzel işleri gölgelemektedir.
Unutmamalıyız ki hakkı teslim etmek bir nezaket değil, bir adalet borcudur. Bir kişinin veya bir kurumun yanlışlarını söylemek ne kadar önemliyse, doğrularını takdir etmek de o kadar önemlidir.
Toplumsal olgunluk ancak bu dengeyi kurabildiğimiz ölçüde gelişecektir.
Kısacası; ne ifrat ne tefrit, doğrusu itidaldir. Hem bireysel hem de toplumsal hayatta adaletli, dengeli ve hakkaniyetli bir bakış açısını hâkim kılabildiğimiz zaman daha sağlıklı kararlar alabilir, daha güçlü bir toplumsal birlik oluşturabiliriz.
Bu da bizi kutuplaşmadan uzaklaştırıp ortak akıl ve ortak vicdanda buluşturacaktır.
Buna enson örnek olarak Futbol Milli takımımızım Dünya Kupası'ndan elenmesi gösterilebilir.
Evet, Futbol Milli Takımımızın Dünya Kupasına katılması veya büyük maçlardaki başarıları sonrasında ortaya çıkan tepkiler bu duruma güzel bir örnek olarak gösterilebilir.
Takım başarılı olduğunda futbolcuları, teknik heyeti ve yöneticileri adeta göklere çıkarıyor; onları dünyanın en iyileri arasında gösteriyoruz.
Ancak beklenen sonuç alınamadığında veya bir mağlubiyet yaşandığında bu kez aynı kişileri ağır şekilde eleştirebiliyor, hatta emeklerini ve geçmiş başarılarını yok sayabiliyoruz. Oysa daha sağlıklı olan yaklaşım, başarıları takdir ederken eksiklikleri de görmek; başarısızlık durumunda ise yapılan hataları eleştirirken ortaya konulan emeği ve olumlu yönleri de göz ardı etmemektir.
Aslında bu durum sadece futbolda değil, günlük hayatın hemen her alanında karşımıza çıkmaktadır.
Komşuluk ilişkilerinde, bir kişinin yıllarca yaptığı iyilikler tek bir yanlış davranışı nedeniyle unutulabilmekte; bazen de sevdiğimiz insanların hatalarını görmezden gelebilmekteyiz.
Çalışma hayatında bir çalışan, uzun süre gösterdiği başarılı performansa rağmen yaptığı küçük bir hata nedeniyle tüm emeğinin değersizleştirildiğini hissedebilmektedir.
Benzer şekilde amir-memur ilişkilerinde de taraflar birbirlerini ya tamamen haklı ya da tamamen haksız görme eğilimine girebilmektedir.
Oysa insan da kurumlar da kusursuz değildir. Herkesin güçlü yönleri olduğu gibi eksik yönleri de vardır. Adaletli bir değerlendirme, olumlu ve olumsuz tarafları birlikte görebilmeyi gerektirir.
Bir kişinin yanlışını söylemek kadar doğrusunu takdir etmek de; başarısını alkışlamak kadar eksiklerini dile getirmek de toplumsal olgunluğun bir göstergesidir.
Toplum olarak daha sağlıklı bir iletişim ve daha güçlü bir sosyal yapı oluşturabilmemiz için, olaylara ve insanlara karşı "ya hep ya hiç" anlayışıyla değil, ölçülü ve hakkaniyetli bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerekmektedir.
Çünkü gerçek adalet, yalnızca eleştirmek veya övmek değil; her durumda hakkı sahibine teslim edebilmektir.