Bir ülkenin geleceği, yalnızca fabrikalarında değil; tarlalarında, bahçelerinde ve ahırlarında da yazılır.

Çünkü tarım sadece toprakta ürün yetiştirmek değildir.
Tarım; ekmektir, sudur, hayattır.

Tarım varsa soframız vardır.
Tarım varsa üretim vardır.

Tarım varsa bağımsızlık vardır.

Bir ülke savunma sanayisinde güçlü olabilir, teknolojide ilerleyebilir, ekonomisini büyütebilir.

Ama insanını doyuramıyorsa, geleceğini güvence altına alamaz.

Çünkü aç insanın ne ekonomisi güçlüdür ne de bağımsızlığı tamdır.

Bugün bir kilogram buğdayı küçümseyenler, yarın bir ekmeğin peşinden koşabilir.

Bir damla suyu önemsemeyenler, yarın bir yudum suyun kıymetini anlayabilir.

Toprağı terk eden milletler, zamanla kendi geleceğini de terk eder.

Çünkü tarım yalnızca bir ekonomik sektör değildir.

Tarım, millî güvenlik meselesidir.
Tarım, stratejik bir güçtür.

Tarım, milletin geleceğidir.
Bir ülkenin ordusu sınırlarını korur.

Ama tarımı, o ülkenin geleceğini korur.
Bu nedenle çiftçi yalnızca üretici değildir.

O, her sabah tarlasına giderken aslında milletin sofrasına, ülkenin geleceğine ve çocuklarımızın yarınlarına emek verir.

Toprağa atılan her tohum, geleceğe bırakılmış bir emanettir.

Çiftçinin alın teri ise bu emanetin bedelidir.
Bugün tarıma yapılan yatırım, yarının güvenliğine yapılan yatırımdır.

Çiftçiye verilen destek, yalnızca bir üreticiye değil; bir ülkenin geleceğine verilen destektir.

Unutmayalım:
Fabrika kapanırsa yeniden açılabilir.
Bir teknoloji kaybedilirse yeniden üretilebilir.

Ama toprağı kaybederseniz, suyu tüketirseniz ve üreticiyi üretimden koparırsanız, kaybedilen geleceği yeniden kurmak çok daha zor olur.

Bu yüzden tarım, ertelenebilecek bir mesele değildir.
Çünkü tarımın geleceği, aslında milletin geleceğidir.

Ve unutulmamalıdır:
Tarım varsa hayat vardır.

Üretim varsa umut vardır.
Çiftçi varsa gelecek vardır.