Soğan…
sofralarımızdaki en sıradan ürünlerden biri.

Ama aynı zamanda Türk mutfağının en temel, en vazgeçilmez ve en çok kullanılan ürünlerinden biri…

Çorbada, yemekte, salatada, kebapta, köftede, menemende…
Soğan olmadan birçok yemeğin tadı, kokusu ve lezzeti eksik kalır.

Eskiden mutfak bütçesini fazla zorlamayan, dar gelirli vatandaşın dahi rahatlıkla alabildiği soğan; bugün pazarda ve markette fiyatı en çok konuşulan ürünlerden biri haline geldi.

Bir zamanlar birkaç lira karşılığında alınan bir kilogram kuru soğanın fiyatı, bugün birçok yerde 50-70 lira seviyelerine kadar yükselmiş durumda.

Peki, mutfağımızın bu temel ürünü neden bu kadar pahalandı?

Bu sorunun tek bir cevabı yok.
Bugünkü fiyat artışının arkasında; geçmiş yıllardaki düşük üretici fiyatları, ekim alanlarındaki daralma, iklim olayları, hasat gecikmeleri, depolardaki stokların azalması, artan üretim maliyetleri ve arz-talep dengesindeki geçici bozulma gibi birçok neden bulunmaktadır.

Kısacası bugün yaşananlar, yalnızca bugünün değil; geçmiş yıllardaki üretim kararlarının da bir sonucudur.

ÇİFTÇİ GEÇEN YIL ZARAR EDERSE, TÜKETİCİ BUGÜN PAHALIYA ALIR


Tarımda bugün alınan karar, çoğu zaman yarının üretimini belirler.

Çiftçi geçen yıl ektiği ürünü zararına sattığında, bir sonraki yıl aynı ürünü ekmek konusunda tereddüt eder.

Çünkü çiftçi yalnızca toprağa tohum atmıyor.
Mazot, gübre, ilaç, sulama, işçilik, elektrik, ambalaj, kira ve nakliye gibi çok sayıda maliyet kalemini de üstleniyor.


Eğer bütün bu maliyetlerin sonunda ürününü değerinde satamazsa, doğal olarak bir sonraki üretim döneminde başka ürünlere yöneliyor veya ekim alanını daraltıyor.

Soğanda da benzer bir süreç yaşandı.
Geçmiş dönemlerde üretim fazlası oluştuğu zaman fiyatlar geriledi. Üretici emeğinin karşılığını alamadı.

Bugün ise bunun tersini yaşıyoruz.

Düşük fiyat üretimi azaltır.
Üretim azalınca arz daralır.
Arz daralınca fiyat yükselir.
Tarım piyasalarının temel gerçeği budur.

Bu nedenle bugün yüksek soğan fiyatını tartışırken, yalnızca pazardaki etikete bakmak yeterli değildir.

Dün çiftçinin ürünü kaça sattığına da bakmak gerekir.
Çünkü üreticinin zarar ettiği bir tarım düzeninde, uzun vadede ne üretici kazanır ne tüketici…

BU YIL İKLİM ŞARTLARI DA SOĞANI VURDU.

Bu yıl yaşanan fiyat artışının önemli nedenlerinden biri de iklim koşullarıdır.

Özellikle soğan üretiminin önemli merkezlerinde görülen aşırı yağışlar, sel olayları ve tarla koşullarındaki olumsuzluklar; ürün kayıplarına ve hasat sürecinde gecikmelere neden oldu.


Ticaret Bakanlığı da 2026 yılında görülen aşırı yağışların, kuru soğanda hasadın üretici bölgelerde kademeli olarak devam etmesinde etkili olduğunu belirterek, arz güvenliği amacıyla geçici bir ithalat düzenlemesine gitti.


Tarımda zamanlama son derece önemlidir.
Ürün tarlada hazır olsa bile yağış nedeniyle hasat yapılamıyorsa, ürünün piyasaya giriş zamanı gecikir.
Piyasada talep devam ederken ürünün pazara yeterli miktarda ulaşmaması ise fiyatların yükselmesine yol açar.


Bugün yaşanan tablonun önemli bir bölümü de budur:
Eski ürün stokları azaldı.

Yeni ürünün piyasaya girişi gecikti.

Arz geçici olarak daraldı.
Fiyat yükseldi.

SOĞANIN FİYATI SADECE TARLADA BELİRLENMİYOR.


Bir kilogram soğanın fiyatını yalnızca üretici belirlemiyor.
Ürün tarladan çıktıktan sonra;
Taşıma,
Depolama,
Ayıklama,
Ambalajlama,
Hal ve komisyon,
Nakliye,
Perakende giderleri
gibi birçok aşamadan geçiyor.


Buna son yıllarda artan mazot, elektrik, işçilik, gübre ve diğer girdi maliyetleri de ekleniyor.

Dolayısıyla tüketicinin pazarda ödediği fiyat ile üreticinin tarlada aldığı fiyat arasında ciddi fark oluşabiliyor.

Bu nedenle yapılması gereken, ne üreticiyi peşinen suçlamak ne de tüketicinin yaşadığı mağduriyeti görmezden gelmektir.

Asıl yapılması gereken;
tarladan sofraya kadar bütün zinciri şeffaf biçimde incelemektir.

Üretici ne kazanıyor?
Aracı ne kazanıyor?
Nakliye ve depolama maliyetleri ne kadar?
Perakendede fiyat hangi aşamada ne kadar artıyor?

Bu soruların cevabı ortaya konulmadan yalnızca “soğan neden pahalı?” sorusuna sağlıklı cevap vermek mümkün değildir.

İTHALAT BUGÜNÜ RAHATLATIR, AMA YARININ ÇÖZÜMÜ DEĞİLDİR.


Fiyatların yükselmesi üzerine kuru soğan ithalatında gümrük vergisinin geçici olarak düşürülmesi gündeme geldi.


13 Temmuz 2026 tarihli düzenlemeyle kuru soğanda gümrük vergisi, 31 Ağustos 2026'ya kadar yüzde 5 olarak uygulanacak.

Ticaret Bakanlığı, yeni sezon ürünlerinin piyasaya yoğun şekilde girmesiyle iç piyasa dengesinin yeniden sağlanmasının beklendiğini açıkladı.

Bu tür bir uygulama, piyasadaki arz açığını kısa vadede azaltabilir.
İthal ürünün piyasaya girmesiyle fiyatların bir miktar gerilemesi mümkündür.

Ancak burada çok önemli bir denge vardır.
İthalat, tüketiciyi kısa vadede rahatlatırken, yanlış zamanda ve kontrolsüz yapıldığında üreticinin gelecekteki üretim kararlarını olumsuz etkileyebilir.

Çiftçi şu endişeye kapılmamalıdır:
“Ben üretim yapacağım, maliyete katlanacağım; ancak fiyat yükseldiğinde dışarıdan ürün getirilecek.”

Bu düşünce, üretim motivasyonunu zayıflatır.
Bu nedenle ithalat, gerektiğinde ve piyasadaki arz açığını giderecek şekilde kullanılabilecek geçici bir araçtır.

Kalıcı çözüm değildir.

Kalıcı çözüm, ülkenin kendi ihtiyacını sürdürülebilir ve planlı biçimde üretebilmesidir.

TARIMDA AYNI DÖNGÜYÜ NEDEN HER SEFERİNDE YAŞIYORUZ?


Bir yıl…
Üretim fazlası oluşuyor.
Fiyat düşüyor.
Çiftçi zarar ediyor.
Bir sonraki yıl ekim alanı daralıyor.
Üretim azalıyor.
Fiyat yükseliyor.
Bu kez ithalat gündeme geliyor.

Sonra yeniden üretim teşvik ediliyor.
Ve birkaç yıl sonra aynı döngü başka bir üründe yeniden yaşanıyor.

Bu döngü;
fazla üretim düşük fiyat üreticinin zarar etmesi ekim alanlarının daralması üretim açığı yüksek fiyat ithalat
şeklinde devam ediyor.

İşte asıl çözülmesi gereken sorun budur.

Çünkü bugün soğanı konuşuyoruz.
Yarın patatesi, buğdayı, domatesi, şekeri veya başka bir temel gıda ürününü konuşabiliriz.

ÇİFTÇİ EKMEDEN ÖNCE PİYASANIN FOTOĞRAFINI GÖRMELİDİR.


Bir çiftçi ekim yapmadan önce şu soruların cevabını bilmek ister:
Ne kadar üretim yapılacak?

Ülkenin ihtiyacı ne kadar?
İç piyasada ne kadar ürün var?

Depolarda ne kadar stok bulunuyor?
İthalat olacak mı?
Ürün hasat edildiğinde piyasada arz fazlası oluşacak mı?

Çiftçi bu soruların cevabını bilmeden üretim yapıyor.
Üstelik bütün riski de kendisi taşıyor.

Bu sürdürülebilir bir üretim modeli değildir.

Devletin görevi çiftçinin yerine üretim yapmak değildir.
Devletin görevi;
doğru bilgi vermek, üretimi planlamak, piyasayı izlemek, çiftçiyi zamanında bilgilendirmek ve gerektiğinde üretim riskini paylaşmaktır.

Soğan, patates, buğday, mısır ve diğer stratejik ürünlerde üretim planlaması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Çiftçi ekim yapmadan önce piyasanın fotoğrafı çekilmelidir.
Çünkü tarımda planlama yapılmazsa, piyasa planlamayı kendisi yapar.

Piyasanın yaptığı planın bedelini ise bir yıl üretici, ertesi yıl tüketici öder.