Kaç gündür yaşadıklarımı nasıl anlatayım diye düşünüyordum.
Bu hikâye tam yaşadıklarıma anlatıyor.
Yaşlı bir adam, yıllar sonra doğduğu köye dönmüş.
Köyün girişinde oturan ihtiyara sormuş:
"Nasıl bir yer burası?"
İhtiyar da ona tek bir soru sormuş:
"Senin geldiğin yer nasıldı?"
Adam cevap vermiş:
"Kötüydü... İnsanları çıkarcıydı, kimse kimsenin iyiliğini istemezdi."
İhtiyar gülümsemiş:
"Burada da aynı insanlarla karşılaşırsın."
Aradan biraz zaman geçmiş.
Bir başka yolcu gelmiş.
Ona da aynı soruyu sormuş.
"Nasıl bir yer burası?"
İhtiyar yine aynı soruyu yöneltmiş:
"Senin geldiğin yer nasıldı?"
Adam bu kez şöyle demiş:
"Harikaydı... İnsanlar birbirinin elinden tutardı. Başaran alkışlanırdı."
İhtiyar bu kez de şöyle cevap vermiş:
"Burada da aynı insanları bulacaksın."
Aslında şehirler, insanların baktığı göz kadar güzeldir.
Son birkaç gündür Tokat'ta önemli misafirler ağırlıyoruz.
İstanbul'dan...
Ankara'dan...
Türkiye'nin farklı şehirlerinden...
Şehri geziyorlar.
Tarihini görüyorlar.
Yeşilırmak'ın kenarında yürüyorlar.
Gök Medrese'ye hayran kalıyorlar.
Ballıca Mağarası'nı geziyorlar.
Sonra dönüp aynı cümleyi kuruyorlar:
"Biz Tokat'ı böyle bilmiyorduk."
"Burada inanılmaz bir potansiyel var."
"Bu şehir çok daha fazlasını hak ediyor."
Hatta bazıları yılların birikimini bu şehre taşımaktan söz ediyor.
Kültür...
Sanat...
Turizm...
Yatırım...
Projeler...
Yani umut...
İnsan bunları duyunca seviniyor.
"Demek ki biz farkında değiliz ama dışarıdan gelenler Tokat'ın kıymetini görüyor" diyorsunuz.
Sonra...
Yerleşik, birileriyle oturuyorlar.
Yıllardır bu şehirde yaşayan...
Bu şehir sayesinde makam sahibi olan...
Bu şehirden kazanan...
Ama konuşmaya başlayınca ilk cümlesi Tokat'ı küçümsemek olan insanlarla...
İşte o anda masanın havası değişiyor.
Hayranlık yerini şaşkınlığa bırakıyor.
İnsan ister istemez düşünüyor.
Bu şehir size ne yaptı?
Ekmeğinizi burada kazandınız.
İşinizi burada büyüttünüz.
Çocuklarınızı burada yetiştirdiniz.
İsminizi burada duyurdunuz.
Peki neden sıra Tokat'a gelince içinizden güzel bir cümle çıkmıyor?
Neden yapılan her işte önce eksik aranıyor?
Şehir mi eksik, siz o kadar çok eksik eteksiniz ki bu şehre layık değilsiniz?
Elbette bu şehrin eksikleri var.
Olmaz olur mu?
Ben de yıllardır yazıyorum.
Eleştiriyorum.
Sorguluyorum.
Ama eleştiri başka...
Şehrin moralini tüketmek başka...
Şehri geliştiren, önce ona inanan insanlarıdır.
Bugün Tokat'ın en büyük eksiği para değildir.
Bina değildir.
Proje değildir.
Birbirine güvenmeyen zihinlerdir.
Siyasetin üretmeyen karakter sorunudur.
Her yeni fikre şüpheyle yaklaşan anlayıştır.
Her başarılı işe kulp takmayı marifet sanan bakış açısıdır.
Şunu artık anlamamız gerekiyor...
Bir yatırımcı önce şehre değil, o şehrin insanına bakar.
Bir sanatçı önce mekâna değil, iklime bakar.
Eğer biz kendi şehrimizi sürekli değersiz gösterirsek, başkasından değer vermesini nasıl bekleyeceğiz?
Tokat'ın en büyük rakibi Sivas değildir.
Amasya değildir.
Çorum değildir.
Tokat'ın en büyük rakibi...
Kendi içindeki umutsuzluk iklimidir.
Artık şu cümleyi bırakmanın zamanı gelmedi mi?
"Buradan bir şey olmaz."
Olur.
Hem de çok güzel olur.
Yeter ki bu şehirde ki rantiyeciler, filizlenen yeni umutları kökünden koparmaya çalışmasın.
Yeter ki her başarı, kişisel hesapların gölgesinde yok olmasın.
Yeter ki bu şehir, kendi evlatlarının omzunda gurur olsun.
Ben şuna inanıyorum:
Tokat'ı dışarıdan gelenler seviyor.
Asıl mesele...
Bizim Tokat'ı, onların gördüğü gözle görebilmemiz.
"Şehirler, yüksek binalar ile büyümez, insanıyla büyür.
İnsan küçülürse şehir de küçülür.
Biz Tokat'ı konuşmaya değil, büyütmeye mecburuz.
Bu şehir hepimizin ortak mirasıdır.
Vesselam...
Hüseyin Kömür