Genellikle mesleki konular üzerine yazılar kaleme alıyorum.

Ancak bugün, tarımdan ve meslekten biraz uzaklaşıp hepimizin hayatını yakından ilgilendiren, belki de çağımızın en büyük meselelerinden birine dikkat çekmek istiyorum: Huzursuzluk…

Günümüzde insan ilişkileri giderek zayıflıyor. İnsanlar birbirinden uzaklaşıyor; kalabalıkların içinde yalnızlık, dostlukların içinde samimiyetsizlik yaşanıyor.

Menfaat, kıskançlık, iftira ve kötülük çoğaldıkça insanın gönlü de yoruluyor. Kaygı, stres, kırgınlık ve huzursuzluk hayatımızı kuşatıyor.
Bazen aynı sofrayı paylaşan insanlar birbirine yabancılaşıyor.


Aynı aile içinde kardeşler birbirleriyle konuşmuyor.

Yıllarca dostluk yapan insanlar, küçük bir menfaat çatışması yüzünden birbirine sırt çevirebiliyor.

İş hayatında başarıyı paylaşmak yerine birbirinin önünü kesenler, makam ve mevki uğruna dostluklarını feda edenler olabiliyor.

Sosyal medya ise bu tabloyu daha da karmaşık hâle getiriyor. İnsanlar gerçek hayatlarında birbirlerine selam vermekte zorlanırken, sanal ortamda birbirlerinin fotoğraflarını beğeniyor, güzel sözler yazıyor; fakat gönüller arasındaki mesafe giderek büyüyor.

Bazen de bir insanın yıllarca yaptığı iyilikler unutuluyor, yaptığı tek bir hata büyütülerek önüne konuluyor.

Bir söz yanlış anlaşılıyor, bir davranış farklı yorumlanıyor ve yılların dostluğu bir anda kırgınlığa dönüşüyor.

Oysa gerçek huzur, çok insana sahip olmakta değil; gönlüne güven veren birkaç samimi dosta sahip olmakta ve her şeyden önce kalbini Allah’a bağlamaktadır.

İnsan herkesi değiştiremez. Herkesin gönlünü kazanamaz.

Kendini herkese anlatamaz. Herkesin seni doğru anlamasını da sağlayamazsın.

Fakat kendi kalbini koruyabilirsin.
Sana kötülük yapan herkese kötülükle karşılık vermek zorunda değilsin.

Hakkında konuşan herkesin peşine düşmek, her iftiraya cevap vermek, her tartışmaya girmek zorunda değilsin.

Bazen en büyük cevap susmak, en büyük güç sabretmek, en doğru davranış ise gerektiğinde mesafe koyarak yoluna devam etmektir.

Bir komşumuzla aramız bozulabilir.
Bir akrabamız bizi kırabilir.

Bir arkadaşımız bizi hayal kırıklığına uğratabilir.
İş yerinde hakkımız yenebilir.

Birileri hakkımızda konuşabilir, bizi yanlış anlayabilir veya haksız yere suçlayabilir.

Bütün bunlar karşısında gönlümüzü kin ve nefretle doldurursak, başkasının yaptığı kötülüğün yükünü kendi kalbimizde taşımaya başlarız.

Bu yüzden dilimizi dedikodudan ve incitici sözlerden, kalbimizi haset, kibir ve kinden, ellerimizi ise kötülükten uzak tutmalıyız.

Çünkü bazen bir insanın arkasından söylediğimiz tek bir söz, onun hayatında derin bir yara açabilir.

Bir iftira, yıllarca kurulan bir itibarı zedeleyebilir. Bir kıskançlık, iki insan arasındaki güzel bir dostluğu bozabilir.

Aynı şekilde bazen küçük bir iyilik de büyük bir huzura vesile olabilir.

Yaşlı bir komşunun kapısını çalmak, yalnız bir insanı arayıp hâlini sormak, kırgın olduğumuz bir yakınımıza ilk adımı atmak, ihtiyacı olan birine kimse görmeden yardım etmek...

Bunların hiçbiri büyük şeyler gibi görünmeyebilir. Fakat insanın gönlünde bıraktığı huzur çok büyüktür.

Çünkü gerçek huzur; çok paraya, yüksek makama, şöhrete veya kalabalık çevrelere sahip olmak değildir.

Gerçek huzur, insanın geceleri başını yastığa koyduğunda vicdanının rahat olmasıdır.
Kimseyi bile isteye kırmamış olmanın, kimsenin hakkına girmemenin, kimsenin arkasından konuşmamanın ve elinden geldiğince iyilik yapmanın huzurudur.

Ve en önemlisi, bütün sıkıntılara rağmen kalbinin:
“Rabbim benimledir.”
diyebilmesidir.

Kur’an’ın ifadesiyle:
“Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”
(Ra’d, 13/28)

Öyleyse dünyanın gürültüsünden biraz uzaklaşalım.

Her tartışmaya cevap vermeyelim.
Her söze alınmayalım.
Her kötülüğü büyütmeyelim.

Her insanı memnun etmeye çalışmayalım.
Bazen telefonu bir kenara bırakalım, sessizce kendimizi dinleyelim.

Bir namazın ardından ellerimizi Rabbimize açalım. Birkaç sayfa Kur’an okuyalım. İçimizde biriken kırgınlıkları Allah’a anlatalım.

Çünkü insanlardan beklediğimiz anlayışı her zaman bulamayabiliriz.

Fakat Allah’a yöneldiğimizde gönlümüzü O’na açabiliriz.
İnsanların takdirinden çok Allah’ın rızasını arayalım.

Bize kötülük yapanlardan intikam almak yerine, kalbimizi kötülükten koruyalım.

Bizi anlamayanlara kendimizi ispat etmeye çalışmak yerine, Allah’ın bizi bildiğini hatırlayalım.

Ve unutmayalım:
Dünya insanın kalbini yorabilir; fakat Allah’a bağlı bir gönül, dünyanın bütün gürültüsü içinde bile huzuru bulabilir.

Rabbim bizlere temiz bir kalp, güzel bir ahlak, samimi dostluklar, huzurlu aileler ve gönül rahatlığıyla yaşanacak bir hayat nasip eylesin.

Kalbimizi kin ve nefretten, dilimizi incitmekten, hayatımızı ise kötülükten muhafaza eylesin.

Allah gönlümüzden huzuru, dilimizden duayı, hayatımızdan iyiliği eksik etmesin.