Türkiye’de çevre bilincinin en somut ve en güçlü adımlarından biri olan Sıfır Atık Hareketi, 27 Eylül 2017’de Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin himayelerinde başlatılmıştır.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen bu hareket, kısa sürede kamu kurumlarından başlayarak toplumun geniş kesimlerine yayılmış ve önemli bir farkındalık oluşturmuştur.
Ancak gelinen noktada şu soruyu sormak zorundayız:
Sıfır atık gerçekten hayatın her alanına dokunabiliyor mu?
Çünkü sıfır atık denildiğinde çoğu zaman şehirler, evsel çöpler ve plastik atıklar akla geliyor.
Oysa gözden kaçan çok önemli bir alan var: tarım;
Türkiye gibi tarımsal üretim gücü yüksek bir ülkede, zirai faaliyetler sonucu ortaya çıkan atıklar meselenin en kritik boyutlarından birini oluşturmaktadır.
Tarımsal atık yönetimi, ulusal ölçekte bir seferberlik anlayışı ile ele alınmalıdır.
Üretim faaliyetleri sonunda ortaya çıkan zirai İlaç ambalajları, pestisit kalıntıları, gübre torbaları… vb. İnsan ve çevre sağlığı açısından son derece zararlı olan tehlikeli atıklardır.
Bunlar rastgele doğaya bırakıldığında yalnızca çevre kirliliği oluşturmaz; toprağı zehirler, yer altı sularını kirletir ve nihayetinde insan sağlığını tehdit eder.
Daha da önemlisi, bu ihmal geleceğin teminatı olan nesillerin yaşam hakkını da riske atar.
Bu noktada uzmanların uyarıları oldukça nettir. ZİMİD ( Zirai Mücadele İlaçları Üreticileri Derneği başkanı) Emin Özer’in de ifade ettiği gibi, artık kaybedecek zaman yoktur.
Yapılması gerekenler aslında bellidir:
Zirai atıklar kesinlikle gelişi güzel doğaya bırakılmamalıdır.
Bu atıklar Köylerde ve üretim alanlarında oluşturulacak korunaklı konteynerlerde toplanmalı, insan teması en aza indirilerek güvenli şekilde biriktirilmelidir.
Ardından bu atıklar, belirlenen toplama merkezlerine ulaştırılmalı ve lisanslı kişi ve kuruluşlar tarafından uygun araçlarla bertaraf tesislerine taşınmalıdır.
Bu bir hayal değildir. Üstelik ülkemizde başarıyla uygulanmış bir örneği de vardır.
Tarafımızca, 2005-2010 yılları arasında Tokat İlinde Tarım İl Müdürlüğü ve İl Özel İdaresi’nin desteğiyle yürütülen çalışma;
Türkiye’de zirai atık yönetimi konusunda öncü ve örnek bir model olmuştur.
Toplanan tehlikeli atıklar, mevzuata uygun şekilde lisanslı araçlarla İzmit İlinde bulunan İzmit Atık ve Artıklarının Arıtma, Yakma ve Değerlendirmek A.Ş.'nin
(İZAYDAŞ) bertaraf tesislerine taşınmış ve çevreye zarar vermeden tekniğine uygun bir şekilde imha edilmesi sağlanmıştır.
Bu proje, yerel bir başarı olmanın ötesinde, ulusal ölçekte uygulanabilecek güçlü ve örnek bir yol haritası sunmaktadır.
Bugün bazı bölgelerde benzer uygulamaların yeniden gündeme gelmesi umut vericidir.
Ancak bu çalışmalar parçalı kaldığı sürece yeterli olmayacaktır.
Çünkü mesele bireysel değil, sistematik bir yaklaşımla ele alınması gereken bir konudur.
Artık yapılması gereken açıktır:
Tarımsal atık yönetimi, ulusal ölçekte bir seferberlik anlayışıyla ele alınmalıdır.
Örnek bir uygulama;
1 Temmuz 2026 itibarıyla ülkemizin 81 ili ve 973 ilçesinde uygulamaya alınan Depozito İade Sistemi, çevre adına atılmış önemli adımlardan biridir.
Cam, plastik ve metal içecek ambalajlarının geri toplanmasıyla hem çevre kirliliğinin azaltılması hem de milyonlarca ton atığın ekonomiye yeniden kazandırılması hedeflenmektedir. Vatandaşın her ambalaj karşılığında ücret alması ise sistemi daha da cazip hale getirmiştir.
Peki aynı anlayış neden tarım sektöründe de uygulanmasın?
Her yıl tarımda milyonlarca gübre torbası, zirai ilaç (pestisit) ambalajı, damla sulama malzemesi, plastik örtü, fide ve tohum ambalajı kullanılmaktadır. Bunların önemli bir kısmı ya yakılıyor, ya doğaya bırakılıyor ya da kontrolsüz şekilde bertaraf ediliyor.
Oysa özellikle pestisit ambalajları sıradan bir atık değildir. İçerdikleri kimyasal kalıntılar nedeniyle toprağı, suyu, hayvanları ve insan sağlığını tehdit eden tehlikeli atıklardır.
Bunun çözümü bellidir.
Tarımda da depozito veya geri alım teşvik sistemi kurulmalıdır.
Çiftçi boş ambalajını yetkili toplama merkezine teslim ettiğinde ekonomik bir karşılık almalı; ambalajlar ise lisanslı tesislerde güvenli şekilde geri kazanılmalı veya bertaraf edilmelidir.
Böylece;
Tarım arazileri temiz kalır.
Su kaynakları korunur.
Çevre kirliliği azalır.
Geri dönüşüm ekonomisi güçlenir.
Çiftçi de sisteme gönüllü olarak katılır.
Biz yıllardır aynı gerçeği dile getiriyoruz:
Sıfır Atık şehirde başlar, tarımda tamamlanır.
Türkiye, şehirlerde başlattığı bu başarılı uygulamayı tarım sektörüne de taşıyabildiği gün, yalnızca çevresini değil, toprağını, suyunu ve gelecek nesillerini de korumuş olacaktır.
Çünkü temiz bir çevrenin yolu, temiz bir tarımdan geçmektedir.
Nasıl ki şehirlerde sıfır atık bilinci güçlü bir şekilde yerleştiyse, aynı kararlılık kırsalda da gösterilmelidir.