Toplumda sıkça konuşulan ama çoğu zaman yüksek sesle dile getirilmeyen bir gerçek var: Şantaj hiçbir zaman tek başına var olmaz.

Bir kişi ya da yapı, korku üretip bundan çıkar sağlıyorsa, bunun devam edebilmesi için mutlaka birilerinin o korkuya teslim olması gerekir. Çünkü şantajın sermayesi gerçekler değil, insanların korkularıdır.

Bugün bazı çevrelerde gazetecilik kisvesi altında yürütülen faaliyetler, kamuoyunu bilgilendirme amacından çok, baskı kurma ve çıkar elde etme aracına dönüşmüş durumda. Haber, gerçeği ortaya çıkarmak için değil; reklam almak, menfaat sağlamak veya birilerini hizaya getirmek için kullanılan bir sopa haline geldiğinde artık ortada gazetecilik değil, dijital şantaj vardır.

Ancak burada asıl sorgulanması gereken sadece bu yöntemi kullananlar değildir.

Asıl soru şudur: Bu kişilere kim para veriyor? Kim reklam veriyor? Kim korktuğu için destek oluyor? Kim sus payı ödeyerek bu düzenin devam etmesine katkı sağlıyor?

Çünkü her ödenen reklam bedeli, her satın alınan övgü, her korkuyla verilen destek; bu düzenin ömrünü biraz daha uzatıyor.

Şantajcıların en büyük gücü kalemleri, kameraları ya da sosyal medya hesapları değildir. En büyük güçleri, karşılarında korkan insanların varlığıdır.

Oysa bilinmelidir ki şantaja boyun eğmek, sorunu çözmez. Tam tersine büyütür.

Bugün sessiz kalınan tehdit, yarın daha büyük bir taleple geri gelir. Bugün verilen taviz, yarın daha ağır bir baskının kapısını açar. Çünkü şantajın doğası budur; doymaz, sürekli beslenmek ister.

Bu nedenle toplumun önünde iki seçenek vardır. Ya korku düzenini beslemeye devam edeceğiz, ya da gerçek gazetecilik ile çıkar amaçlı baskı mekanizmaları arasına net bir çizgi çekeceğiz.

Gazetecilik; soru sorar, araştırır, eleştirir ve kamu adına denetim yapar.

Şantaj ise korku üretir, menfaat bekler ve sessizlik satın alır.

Bu ikisini birbirinden ayıramayan toplumlar, yalnızca sahte gazeteciliğin değil, aynı zamanda korku ekonomisinin de esiri olur.

Unutulmamalıdır ki bir şantajcıdan daha tehlikeli olan şey, onu besleyen sessiz ortaklardır.

Çünkü karanlığı büyüten sadece ışığın yokluğu değil, ona göz yumanların sessizliğidir.