Biliyorsunuz akrep yüzemeyen bir hayvandır.
Bir gün akrebin biri Yeşilırmağın öte yanına geçmek zorunda kalır. Ne yapacağım diye düşünürken kıyıda Tokatlı mutlu bir kurbağayı görür.
Akrebin kendisine yanaştığını fark eden kurbağa korkudan suya atlayıp ondan uzaklaşmaya başlar.Akrep yalvaran bir ses tonuyla:
“Hemşerim karşıya geçmem gerek, karşıda büyük liderimiz, başkanımız var, kutsal bir görev için beni sırtında karşıya taşır mısın” der.
Kurbağa büyüyen gözleriyle cevap verir “daha neler sen beni sokup öldürmek mi istiyorsun, ama başkan varsa düşünebilirim” der.
Akrep : “ olur mu o zaman ben de suya batar boğulur ölürüm, hem başkana hizmet etmek hepimizin kutsal görevi değil mi, az zeka lütfen der” bizin Tokatlı Kurbağaya.
Bizim Tokatlı masum kurbağa ecük düşünür ve akrebe hak verir. Sonuçta davaya hizmet etmek var.
Kıyıya çıkar onu sırtına alır ve karşı yakaya doğru yüzmeye başlar. Yolun yarsını biraz geçince kıyıya az bir zaman kala ensesinde bir sızı hisseder. Vücudu hızla soğumakta, ayakları hissizleşmektedir. Birlikte batıp boğulmak üzereyken kurbağa sorar:
“Hani bu kutsal dava yolculuğunda sokmayacaktın bizi akrep kardeş?”
Akrep pişkin bir şekilde cevap verir: “Ne yaparsın kurbağa kardeş, ben akrebim tabiatım böyle”
Siyasetçinin tabiatı kullanmak.
Ne olursa tüm kutsallarımız buna dahil.
Biz bu akreplerle çok dans ettik.
Akreplerin ciğerini ama biz iyi biliriz artık.
Giyindiği bin bir çeşit kılığı gördük.
Hikâyede olduğu gibi.
Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman aleyhisselama gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler.
Hazreti Süleyman aleyhisselam dervişi hemen huzuruna çağırtır.
Ve ona sorar;
“Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”
Derviş kendini savunur;
“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı.
Bende bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.”
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve der ki;
“Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin.
Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?”
Kuş kendini savunur.
“Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”
Hazreti. Süleyman aleyhisselam bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister.
“Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.
Kuş o anda;
“Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.
“Neden” diye sorar Hazreti Süleyman.
Kuş sebebini şöyle açıklar;
“Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar…
Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın… Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.”
Benim hikayem bu kadar
Uyudunuz mu?
İyi geceler.