Aynı şehirde yaşıyoruz.
Aynı sokaklarda yürüyor, aynı havayı soluyoruz.
Fakat birbirimizi yaşatmak yerine, birbirimizi tüketiyoruz.
Ne oldu bize?
Dünya...
Birbirini yiyen yalnız insanlar için ne makamın, ne servetin, ne de şöhretin gerçek bir anlamı var.
Bu dünyada her şey yarım...
Her şey geçici...
Sadece kısa bir zaman diliminde bir boşluğu dolduruyoruz.
Sonra çekip gidiyoruz.
Asıl sorumluluğumuz, zamanın gerçek sahibine karşı.
Çünkü bu dünya için hepimiz bir hiçiz.
Varsan da yoksan da...
Bir gün adın da, makamın da, servetin de geride kalacak.
Türküde söylendiği gibi;
Ne verdin ki ne alasın,
Yıkılıp küle dönesin.
İçinde yangınlar kalsın,
Sonsuza dek dert bulasın.
Ah senin derdin hiç bitmiyor dünya...
Bitmiyor...
Hiç bitmiyor.
Güldürsen de...
Ağlatsan da...
Ölüm olsan da...
Zulüm olsan da...
Bu dünya verdiği her şeyi, günü geldiğinde geri alır.
Sen ise ömrün boyunca biriktirdiğin her şeyi burada bırakır, bir sela ile çekip gidersin.
Ve ertesi gün musalla taşında uzanırken, saf tutan insanların arasından imamın şu sorusuna muhatap olursun:
"Merhumu nasıl bilirdiniz? Hakkınızı helal ediyor musunuz?"
İşte geriye kalan en büyük muhasebe de bu.
Peki bu satırları neden yazdım?
Ne yazık ki Tokat'ta; siyasetinden sivil toplumuna, iş dünyasından sosyal hayatına kadar birçok alanda hizmet yarışı, yerini dünyalık hesaplaşmalara bırakmış durumda.
Şehir bilinçli olarak kaybettiriliyor.
Şehre yönetenler yük oldu.
Hak gözetilmiyor.
Onur gözetilmiyor.
Şeref gözetilmiyor.
Kişilik ayaklar altına alınıyor.
Bütün bunları gördükçe, doğup büyüdüğüm şehrim adına derin bir üzüntü duyuyorum.
Dilerim ki herkes, dünyalık hesaplardan önce vicdanının sesini dinler.
Hak hayır getire...
Vesselam.
Hüseyin Kömür