Birleşmiş Milletler ve AFAD verilerine göre risk azaltmaya harcanan her 1 lira, afet sonrası onarımda 15 liraya kadar tasarruf sağlıyor.”
Hani derler ya; “İnsan ölür kalır eseri, eşek ölür kalır semeri.”
Türk siyaset tarihine damgasını vurmuş nadir devlet ve siyaset adamları içerisinde rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel de vardır.
Son günlerde ciddi tartışmalara neden olan bölgedeki yoğun yağışlar, bazı insanların farklı senaryolar üretmesine neden oldu. Bölgemizde en çok konuşulan çalışmaların başında ise Almus ilçemizde kurulu bulunan Almus Barajı geldi.
Rahmetli Süleyman Demirel’in mekânı cennet olsun. Tokat’ımıza böyle bir yatırım yaptığı için kendisini rahmet ve minnetle anıyoruz.
1965 yılının teknolojisiyle böylesine büyük bir projeye imza atılmış olması gerçekten takdire şayandır.
Haziran ayı öncesinde, mayıs ayının son 10 gününde etkili olan yağmur yağışları ve dağlarda bulunan karların erimesiyle birlikte bölgemizde ciddi sıkıntılar yaşandı.
1965 yılında yapılan Almus Barajı ve daha sonraki yıllarda yapılan Kılıçkaya Barajı, Kelkit Vadisi’nde sellerden kaynaklı çok büyük sıkıntıların önüne geçilmesine neden oldu.
Kılıçkaya Barajı, Sivas’ın Suşehri ilçesi sınırlarında, Kelkit Çayı üzerinde kurulu olan ve hem enerji üretimi hem de bölgenin ekosistemi açısından büyük önem taşıyan bir yapıdır.
1980–1990 yılları arasında temeli atılan ve inşa edilen baraj, Türkiye’nin önemli hidroelektrik santrallerinden biri olmuştur.
Almus Barajı sayesinde Almus’tan Kazova Ovası’na ve Niksar Ovası’na karşılıklı çift kanallı sulama projeleri yapılmış, sebze ve meyve üretimi artmış, Tokat tarımda sayılı iller arasına girmiştir.
Bir an için Almus Barajı’nın olmadığını düşündüğümüzde, suyun nelere sebep olabileceğini tahmin etmek bile mümkün değildir.
Dün Zile ilçemizi ziyaret etme imkânımız oldu.
Zile’ye giderken Tokat merkezden, Turhal’dan geçtikten sonra ve Zile’ye girişte, bölgede yaşanan su taşkınlarının nelere mal olduğunu bir kez daha gördük.
Yaşanan yağışların ardından meydana gelen sel taşkınlarının şehirlerde ne kadar büyük zararlara yol açtığını, tarım arazilerinde ciddi hasarlar oluşturduğunu yağmurların başladığı ilk günden itibaren görme imkânımız oldu.
Yağmurlar yağdı, seller aktı; yaşanan sıkıntılı günlerin ardından şehirlerde ciddi moloz yığınları oluştu.
Şunu ifade ettikten sonra, pek yazılmayan veya yazılsa da satır aralarında kalan düşüncelerimizi ortaya koymak isterim.
Devletimiz tüm imkânlarıyla canla başla taşkınları önlemeye çalıştı. Yaşanan süreçten dolayı başta Tokat Valimize, kaymakamlarımıza, belediye başkanlarımıza, İl Özel İdaresi Genel Sekreterimize ve görev yapan tüm insanlarımızdan Allah razı olsun.
Afetten zarar gören vatandaşlarımıza tekrar geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, Allah’ın milletimizi daha büyük afetlerden korumasını temenni ediyoruz.
Yaşanan süreçleri yakından takip etmeye çalıştık. Gelişmeleri halka sağlıklı şekilde duyurmaya, ilgili ve yetkililerin açıklamalarını en kısa sürede vatandaşlarımıza ulaştırmaya gayret ettik.
Bölgede yaşanan ciddi sıkıntıları milletvekillerimiz, yetkililer, siyasetçiler ve üst düzey bürokratlar yakından takip etti. Bakanlar bölgeyi ziyaret etti ve süreç ciddi hasarlara rağmen kontrol altına alınmış oldu.
Peki, yaşanan sel süresince alınan tedbirler yeterli oldu mu?
Şehir içlerinde tedbir amaçlı kullanılan malzemelerin durumu ne olacak?
Sel sularının azgınlaştığı dönemlerde devlet kurumları tarafından yapılan harcamaların ekonomik boyutunu tam olarak bilmiyoruz.
Ancak şunu yazmakta fayda var; hatta tarihe not düşmek gerekir.
Yaşanan sıkıntılı süreçlerden önce gerekli tedbirler alınmış olsaydı, Tokat bölgesindeki devlet kurumlarının ve özel sektörün olağanüstü çalışma yapmasına gerek kalır mıydı?
BU AFETİN SENARYOSU YILLAR ÖNCE YAZILMIŞTI
2015 yılında Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün başlattığı çalışma kapsamında, Türkiye’nin ilk havza taşkın yönetim planı Yeşilırmak Havzası için hazırlanmıştı. Plan kapsamında dört temel hedef altında 71 ayrı tedbir tanımlanmıştı.
2022 yılında ise AFAD, 32 kurumla birlikte Tokat İl Afet Risk Azaltma Planı’nı (İRAP) hazırladı. İki ana amaç, 16 hedef ve 85 eylemden oluşan bu çalışma; raflarda dursun diye değil, uygulansın diye hazırlanmıştı.
Her iki raporda da tehlikeler açık şekilde tanımlanmış, alınması gereken yapısal ve yapısal olmayan önlemler sıralanmış, her önlem için sorumlu kurumlar ve destek verecek paydaşlar belirlenmişti.
RAPOR “ŞURADA ŞU OLACAK” DEDİ; AYNEN OLDU
En çarpıcı nokta ise şu oldu:
Bu raporlar genel geçer temennilerden ibaret değildi.
2022 İRAP raporunda, Turhal’da nehrin kuzey kesimindeki seddelerin oldukça alçak olduğu ve 50 yılda bir görülen sıradan bir taşkında bile suyun seddeleri aşacağı açık şekilde belirtilmişti.
Yaklaşık 128 hektarlık alanın 2–3 metre derinlikte su altında kalacağı raporda yer almıştı.
Erbaa’da Kelkit Çayı’nın taşma riskleri de tek tek hesaplanmıştı.
Yani mayıs ayında yaşananlar bir sürpriz değildi.
Yıllar önce yazılıp imzalanmış bir senaryonun birebir sahneye konulmuş hâliydi.
Raporlarda yazılanlarla yaşananlar neredeyse birebir örtüştü.
1 LİRALIK İHMALİN 15 LİRALIK FATURASI
Şimdi en sevmediğimiz konuya, yani paraya gelelim.
İRAP’ın ilk sayfalarında şu ifade yer alıyordu.
“Risk azaltma, afetlere müdahale edilmesi ve iyileştirme çalışmalarından daha az maliyetlidir.”
Söz konusu sel risklerini yıllar önce raporlayan bilim insanlarının söylediği de buydu:
“Bu yalnızca benim görüşüm değil; Birleşmiş Milletler ve AFAD verilerine göre risk azaltmaya harcanan her 1 lira, afet sonrası onarımda 15 liraya kadar tasarruf sağlıyor.”
Yani bugün yaşanan tablo aslında şunu söylüyor:
“1 lira zamanında harcansaydı, bugün 15 lira harcanmayacaktı.”
Niksar’da, Erbaa’da, Reşadiye’de, Tokat merkezde, Pazar’da, Turhal’da ve Zile’de yağmur sonrası alınan tedbirler daha büyük sıkıntıların önüne geçti.
Ancak zamanında alınmayan önlemlerin ekonomik bedelini Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve dolayısıyla hükümet ağır şekilde ödemek zorunda kaldı.
En basit örneklerden biri Niksar Ovası’dır.
Niksar Ovası’ndaki kurutma kanalları, rahmetli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in DSİ Genel Müdürlüğü döneminde, iş makinelerinin son derece sınırlı olduğu yıllarda yapılmıştı.
Bugün teknolojinin sunduğu tüm imkânlara rağmen mevcut kurutma kanalları zamanında temizlenmediği için Niksar Ovası’ndaki ekili ve dikili alanlar su altında kaldı, adeta göle döndü.
O zaman şunu yapalım.
Türkiye de imzası olan Rahmetli Süleyman Demirel’i Rahmet, minnet ve Şükranla analım. Allah Rahmet eylesin” diyelim.
Günün sözü: “HESAP SORAN VAR MI, HESAP VEREN OLACAK MI?”