Ülkemizde çok garip olaylar cereyan ediyor. İşte bunlardan bir tanesi de vefat eden insanların inançlarının ve yaşam tarzlarının defin sırasında dikkate alınmamasıdır. Bunların yaşamlarında sergiledikleri tarz, söylemleri, hayatları ve davranışları da dikkate alınarak defin işlemlerinin ona göre sonuçlandırılması gerekirken buna riayet edilmemesidir. Kişilerin hayatlarındaki davranışları ve tercihleri son yolculuklarına ışık tutmalıdır. Dolayısıyla yaşarken sürdürdükleri hayat tarzı, defin süreçlerini de belirlemelidir.
Şimdi baktığımızda, ömrü boyunca İslam'a karşı durmuş, İslam'ın değerleriyle savaşmış, adeta onlarla mücadele etmiş, her platformda eleştirmiş ve bunu bir kahramanlık edasıyla sürdürmüş, bundan da nemalanmış bazı insanların vefatlarında, kendi tercihleri olan bu yaşam biçimine uygun defin işlemlerinin yapılması onların en doğal ve tabi hakkıdır diye düşünüyorum.
Bu pencereden bakıldığında, ülkemizde bu tür yaşam tarzına sahip insanlara haksızlık yapıldığını da söyleyebiliriz. Dinî inançlar konusunda İslam zaten herkesi serbest bırakmıştır. İnsanlar kendi tercihlerini kendileri yapıp bu doğrultuda yaşayabilirler. Ülkemizde inançsızlıkla ilgili bir baskı söz konusu olamaz, olmamıştır da.
İnançsızlık doğrultusunda yaşamış, hayatını bu şekilde idame ettirmiş ve noktalamış şahısların vasiyetleri yoksa veya vasiyetlerinde bu konu ile ilgili bir hüküm bulunmuyorsa, yaşam süreçleri göz önünde bulundurularak aileleri ve yakınları tarafından defin işlemlerinin yapılması gerekir.
Diğer taraftan da İslam'a savaş açmış, Müslümanlarla uğraşmış ve bundan çeşitli şekillerde nemalanmış insanların vefatlarında camilere getirilip musalla taşlarına konulmaları, cemaate cenaze namazlarının kıldırılması ve onlar için dua edilmesi bir yerde tezat oluşturmuyor mu? Sorarım burada. Cenaze namazını kılan cemaat bu durumu bilse, "Bize düşman olanın mı cenaze namazını kılıp dua edeceğiz?" deseler ya da mevta tabutta doğrulup, "Ne yapıyorsunuz? Kim size benim cenaze namazımı kılın, beni buraya getirin dedi?" dese ne diyeceksiniz? Ne cevap vereceksiniz?
Kaldı ki Allah'ın dinine savaş açmış bir insana yine bu insanlar tarafından Allah'tan rahmet dilenmesi, Cenab-ı Hakk'ın mağfiret ve affının istenmesi de orada yatan mevtaya saygısızlık değil de nedir?
Niye zorluyorsunuz? Size bu yetkiyi kim verdi? Bırakın adamın yakasını. Zorla güzellik olmaz. Yaşamına uygun şekilde defin edin; ister yakın, ister suya atın, ister toprağa bırakın. Okumayın dua, kılmayın namaz, dilemeyin rahmet. Çünkü mevtanın bunlara ihtiyacı yokmuş. Varsın dediği gibi varacağı yerde Hanya'yı da Konya'yı da görsün.
Bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı inisiyatif alarak hocaları ve cemaati bu tezatlıktan kurtarmalıdır. Cami, camiye düşmanlık yapanların yeri değildir. Sağlığında bunu açık açık beyan edenler zaten gelmek istemez ve istemiyorlardır. Varsın onların istediği olsun ve istedikleri yapılsın.
Herkes rahat etsin ve sevdiği, peşinden koştuğu, yana yana savunduğu değerlerle beraber olsun.
Cami cemaati de, namazı kıldıracak imam da, mevta da rahat etsin.
Bizden söylemesi...
Zorlamayın, Gömün
Ömer Yılmaz
Yorumlar