33 ülkeye gittim, ülkemde gitmediğim il kalmadı.

Döndüm, kendi şehrime baktım Tokat.

Bu şehri sevmesem ben de Ankara’da yaşardım.

Nüfusu merkezde yaklaşık 200 bin, toplam 610-615 bin civarı.

Mega proje diye ortalığı karıştırmıyor, “dünyanın en büyüğü” tabelası asamıyor.

Yeşilırmak kenarında sakin sakin duruyor…

Bazen şehirde sürekli gece var uyuyor sanıyorum...

6000 yıllık tarihi var. Evliya Çelebi “âlimler ve şairler şehri” demiş. Kin tutmaz, garibe dost insanlarıyla övünürüz. Ballıca Mağarası, meşhur kebabı, yazmacılığı…

Hepsi güzel.

Ama gerçek şu:

Şehir küçük, egolar devasa…

Ve göç ve işsizlik kangren gibi içimizi kemiriyor.

Herkes birbirini tanıyor ya da tanıdığını sanıyor.

Ama kimse kimsenin iyiliğini istemiyor.

Fırsatlar daraldıkça bu minicik alanda “kral” kesilenlerin haddi hesabı yok.

En büyük araba, en lüks ev, en gösterişli dükkan…

“Ben Tokat’ın kralıyım” havasında geziyorlar.

Sanki şehir küçüldükçe egolar balon gibi şişiyor, akıl ise ters orantılı küçülüyor.

Gençlerimiz ne yapıyor peki?

Valizlerini topluyor, İstanbul’a, Ankara’ya, Kocaeli’ye, İzmir’e akın akın kaçıyor.

Bir düşünün: Eğer iş imkanı olsaydı şehrimizde, bugün ilimizin nüfusu 1 milyon 387 bin civarında olacaktı.
Ama gerçek?

615 binlerde takılı kaldı.

Yani neredeyse yarım milyon insanımız “iş aş” diye başka memleketlerde yaşamaya mecbur bırakıldı.

Kırsal boşalıyor, köyler yaşlılara kaldı.

12 ilçeden 8’inde nüfus eriyor. Nüfus taşıyarak ayakta kalan ilçe ve beldelerimiz var.

Tokat, yıllardır en çok göç veren iller arasında yer alıyor.

Anlayın artık göç işsizlikten kaynaklı. Beyin göçü vermiyoruz.

Doyuramıyoruz bu şehirde doğanları.

Bu bir istatistik değil, utanç tablosu.

Evliya Çelebi burayı anlatırken “derya gönüllü, halim selim, hile bilmez insanlar” demiş.

Bugün yaşasa herhalde “Ya bunlar gençleri neden kaçırdı? Bu ne biçim yönetim?” diye eline tespihini alır, “Estağfurullah” çekerek uzaklaşırdı.

Ben 33 ülkede gezdim.

Gördüm ki gerçekten büyük şehirler ve büyük insanlar genellikle en mütevazı olanlar. Herkes iş yapıyor, üretim yapıyor, laf değil icraat üretiyor.

Şehrimde ufak tefek yapılan şeylerden mutlu olsam “bu ne vizyonsuzluk, bu çağda bu işleri yazmak mı kaldı” diye mesaj atıyorsunuz.

Büyük şeyler yapıldı da biz mi yazmadık?

Bizim şehrimiz bir curcuna içinde.

Kişisel geleceklerin isli havası Tokat’ı boğuyor.

Büyük laflar yarışıyor, icraat emekli olmuş.

Dedikodu fabrikası ful kapasite çalışıyor, değer üretimi ise izne ayrılmış.

Genç işsizlik yüksek, istihdam sınırlı. Kapanan fabrikaların acısı hâlâ taze.

Fırsat dar, ego geniş. “Ben büyüğüm” diyenlerle meşgul ediliyoruz.

Kişisel hesaplaşmalar şehri karanlıktan kurtarmıyor.

Şehir ne istiyor?

Gerçekten kalkınma isteyen kaç tane cesur ruh kaldı?

Yoksa kişilerin kral olduğu, çalışanların, üretenlerin, fikir ortaya koyanların taşlandığı bir “ego bataklığına mı dönüştük?

Artık şehir kişilere hizmet etmiyor; kişiler şehri kendi egolarına köle etmiş durumda.

Kaybeden kim?

Sizi bilmem ama ben son 15 yılda en az 5 kat küçüldüm.

Uydu yayını yapayım, iş yapayım derken kaybettim.

Üreteni sevmiyor bizim memleket!

Üretmeyen, gençlerini kaçıran, göç veren il olmamız kimsenin umurunda değil.

“Göç versin, yeter ki benim arabam en büyük olsun, dükkanım en gösterişli olsun” modundayız.

Banka hesaplarında ki paralar kadar adam olduk.

Paran olsun istersen hırsız, arsız şerefsiz ol.

Kimse ilimle, bilimle, ahlakla ilgilenmiyor.

Küçük şehiriz ya…

Büyük egolarla boğulup gidiyoruz.

Yetkili-yetkisiz herkes kendi köşesinde krallığını ilan etmiş, “gerisi beni ilgilendirmez” diyor.
Yapamıyor değil, yapmıyor.
Herkes mutlu mesut kendi küçük krallığında saltanat sürüyor. Kimseyi ayırt etmiyorum, herkes diyorum.

Tokat nasıl hizmet alır sorusunun tek gerçek cevabı var:

Ya bu ego savaşlarını, dedikoduyu, taşlamayı ve münafıklığı derhal bırakacağız.

Bir araya gelip samimi olacağız.

Üretenleri, çalışanları ve fikir ortaya koyanları destekleyeceğiz.

Gençlerimizi burada tutmak için gerçek iş, gerçek fırsat oluşturacağız.

Yoksa herkes kendi küçük krallığında saltanat sürmeye devam eder.

Şehir ise sessiz sessizce ölür.

Bu kadar net.

Vesselam.