Su bereketti, Tokat için bu yıl felaket oldu.

Emekler suya karıştı, tarlalar çamura teslim oldu.

Yeşilırmak, Kelkit, Çekerek ve kolları, günlerdir yağan şiddetli yağışların ve eriyen karların yüküyle kabardı, yataklarından taştı.

Turhal, Pazar, Almus, Niksar, Erbaa, Yeşilyurt ve birçok ilçede tarım arazileri sular altında kaldı, köyler ve mahalleler tahliye edildi, köprüler yıkıldı.

Almus Barajı’nın doluluk oranı yüzde 100’e ulaşınca kontrollü önlemler devreye girdi.

Tokat Valiliği koordinasyonunda binlerce hane tahliye edildi, on binlerce vatandaş güvenli bölgelere alındı.

Devlet ve yerel yönetim ekipleri gece gündüz sahada çalışırken can kaybı olmaması en büyük teselli olsa da, ekonomik ve manevi yıkım büyük oldu.

Bu felaket sadece bir doğa olayı değil.

Plansız yapılaşma, dere yataklarına göz yumulması ve uzun yıllardır ihmal edilen taşkın koruma altyapısının acı bir sonucunu yaşadık.

Tarım şehri Tokat’ta çiftçinin bir yıllık emeği, umudu ve geleceği bir anda sulara gömüldü.

On binlerce dekar arazi etkilendi, hayvanlar, ekipmanlar ve yerleşimler zarar gördü.

. Tarlada kalan umutlar, evlerdeki çaresizliklere dönüştü.

Şimdi atılması gereken en acil ve öncelikli adım, zarar gören ilçelerin ve köylerin “Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi” ilan edilmesidir.
Bu ilan bir an önce yapılmalı.

Çünkü afet bölgesi statüsü, hasar tespitinin hızla tamamlanmasını, devlet desteğinin devreye girmesini ve yaraların en kısa sürede sarılmasını sağlayacak.
Çiftçilere nakdi yardım, kredi kolaylığı, borç ertelemesi ve TARSİM kapsamı dışındaki zararların karşılanması bu statüyle mümkün hale gelecektir. Resmi süreç bir an önce işletilmeli, bürokrasi hızlandırılmalı.

Çiftçilere tohum, gübre, mazot desteği ve faizsiz kredi sağlanmalı, esnaf ve küçük işletmeler de bu desteklerden yararlandırılmalı.

Ziraat Bankası, Tarım Kredi ve Bağ-Kur borçları faizsiz olarak ertelenmeli.


Uzun vadede ise köklü çözümleri masaya yatırma zamanı geldi.

Dere yataklarındaki riskli yapılaşma gözden geçirilmeli, imar affı benzeri uygulamalardan kesinlikle vazgeçilmeli.

Modern taşkın setleri, bentler ve erken uyarı sistemleri kurulmalı, Almus Barajı başta olmak üzere barajların havza yönetimi yeniden ele alınmalı.

DSİ’nin taşkın koruma projeleri hızlandırılmalı, şehir planlaması “suyla barışık” bir anlayışa kavuşturulmalı.

Artık betona değil, doğaya saygılı bir şehirleşme modeline geçmeliyiz.

Peki neden dün yapılan bugün felakete dönüşüyor.


Tüm bunlar yapılırken yönetimde liyakat ve vizyona dikkat etmediğimizden.

Geçmiş dönemlerde dere yataklarındaki sorunlar sıkça tartışılmıştı. Özellikle eski Belediye Başkanı Adnan Çiçe’in 10 yıllık döneminde yapılan bazı köprüler bu selde yıkıldı. Yanlış belediyecilik anlayışı, yetersiz planlama ve dere yataklarına yeterince önem vermeyen yaklaşım, bugün Tokat’ın ağır bedel ödemesine neden oldu.

Adnan Çiçek yok ama bıraktığı sorunları bugün bile yaşıyoruz.

Bu durum, şehri seven, teknik bilgiye ve vizyona sahip kişilerin yönetime gelmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.

Belediye başkanları, valiler ve milletvekilleri siyasetin ötesinde şehri seven, çalışkan ve geleceği planlayan kişiler olmalı.

20-30 yıllık risk yönetim planları hazırlanmalı, Tokat’ı benzer felaketlere karşı daha dirençli hale getirecek adımlar atılmalı.

Bu felaket aynı zamanda bir uyarı.

İklim değişikliği artık kapımızda. Daha sık ve daha şiddetli yağışlar, taşkınlar ve kuraklık dönemleri bekleniyor.

Tokat gibi tarıma dayalı iller bu gerçeğe göre hazırlık yapmazsak, yarın çok daha büyük bedeller ödeyebiliriz.

Geçmiş olsun demekle olmaz artık.

“Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi” ilan edilmeli, Tokat yeniden planlamalı.


Risk devam ederken resmi uyarılara uyalım.

Sular çekildikten sonra hesap sorma ve kalıcı çözüm üretme vakti gelmiştir.

Tokat’ımıza, çiftçilerimize ve tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun.

İnşallah su ile tarlalar yeniden bereketlenecek.

Vesselam

Hüseyin Kömür