Okurken altını çizdiğim çok konuyu köşe yazıma taşıyorum.

Psikiyatri filmlerini son dönemde daha fazla izliyorum.

İzlerken hayatımdan ve çok önceleri okuduğum kitaplardan hatırıma gelen konular üzüyor beni halen.

Bunca yaşanmışlığa rağmen  galen gözyaşlarımı tutamıyorum, üzülüyorum.

Güven duygusu bitti diyorum, neden fırsat vermiyorsun diyen içinde ki her zamanki bir sese yenik düşüyorum.

Ve sonuç hep aynaya baktığımda yanılgılarıma bakıyorum.

Yine yine diyorum.

Mert olmak, güven duymak neden hep hayal kırıklığı...

Neden incanca davranmıyoruz iyi olanlara.

Niye kullanıyoruz bu niyetleri...


Psikiyatri kitapları okumaya 15 yaşımda başladım, 21 yaşımda kestim. Bırakmamın sebebi insan ruhunun karanlıklarını, insanın sefilliğini görmeye tahammül edemememdi. 


Kitapları boşuna bırakmışım, geçen 27 yıl bana insanın küçüklüğünü, sefilliğini ve her tür kötülüğe müsait bir ruhu olduğunu ziyadesi ile gösterdi.


İyi biri olduğumu iddia etmiyorum ama, hala kötülük karşısında burkulan bir yüreğim var. İşin acı tarafı ise artık bunun hiçbir anlamının olmaması. Ömür geçiyor ve sen çoğu zaman hayatta kalmak için kötüler gibi davranmak zorunda olduğunu anlıyorsun. Hayallerden vazgeçmeyi öğreniyorsun… 

Bu okuduğum son kitaplardan biriydi. Şimdi korku içinde, altını çizdiğim satırlara bakıyorum. “Her şeyi bu kadar açıkça okuduysan eğer, nasıl oldu” diye soruyorum kendi kendime, “nasıl da bile bile bu kadar safça, bu kadar güzel hayaller kurdun insanlar üzerine?

Demek ki bilmek istememişim, çok küçük bir olasılık da olsa iyi olana inanmayı seçmişim. Sonu düş kırıklığı olsa bile onurlu bir tercih…. Zaten elimizde kalan başka bir şey de yok.


Belki bugün de bizim gibi safça hülyalara kapılan genç insanlar vardır. Umuyorum ki o hayallerini kaybetmezler. Çünkü “iyilerden biri olmak” hala kıymetli bir şeydir. Kaybetmeyi göze alarak o doğru yerde durmak.. 

Böylesi mert insanların hep var olmalarını umuyorum….

Vesselam