ABD’yi sevmem.
Trump’u hiç sevmem.
Mazlum ve Müslüman Coğrafyanın katilleridir.
Bu gün Katil İsrail, Gazze’de çocukları katlediyorsa ABD’nin uluslararası alanda verdiği destekle yapıyor.
Dün, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın, Beyaz Saray’da makam aracıyla kapıda, bir Amerikan Başkanı tarafından karşılanması videosunu yayınladım.
Cumhurbaşkanımız, bizim.
Adı Recep Tayyip Erdoğan bu gün yârin başka bir isim.
Dünyada Türkiye’mizin yeri çok büyük yer tutuyor.
Bu karşılama, yıllardır süregelen dış politika hamlelerinin, kararlı duruşun ve uluslararası arenada kazanılan saygının bir yansıması.
Peki, böylesine prestijli bir karşılama neden rahatsızlık oluşturuyor?
En önemlisi ABD’ye olan öfke. Bunu bir kenara koyalım.
Bu sorunun asıl cevabı, sadece uluslararası ilişkilerde değil, aynı zamanda Türkiye’nin iç dinamiklerinde yatıyor.
Öncelikle, bu karşılamayı bir sembol olarak görelim. Bir devlet liderinin, başka bir ülkenin lideri tarafından kapıda, resmi törenle karşılanması, iki ülke arasındaki ilişkilerin seviyesini ve misafir liderin gücünü gösterir.
Türkiye, son yıllarda dış politikada bağımsız ve proaktif bir çizgi izledi.
Savunma sanayiindeki atılımlar, bölgesel krizlerde oynadığı arabulucu roller ve enerji politikalarındaki cesur adımlar, Türkiye’yi küresel bir aktör haline getirdi.
Benim gördüğüm, Beyaz Saray’daki bu görüntü, işte bu birikimin bir sonucu. Bir anlamda, “omurgalı siyaset”in uluslararası alanda takdir topladığının kanıtı.
Ancak Türkiye’de bu tablo, herkes tarafından aynı şekilde okunmuyor. Normaldir diyelim.
ABD nefreti varya ondan.
İç siyasetteki kutuplaşma, her uluslararası başarıyı bile bir tartışma konusu haline getiriyor.
Ama iç siyasetin tepkisi ABD’ye değil.
Erdoğan’a!
Erdoğan’ın ABD’de böylesine sıcak bir şekilde karşılanması, muhalif kesimlerde “kişisel bir zafer” gibi algılanabiliyor ve bu durum rahatsızlık veriyor.
Dahası, ABD’nin Türkiye’deki bazı gruplar tarafından tarihsel olarak “müdahaleci” bir güç olarak görülmesi, bu karşılamanın “bağımsızlığa gölge düşürdüğü” gibi bir algıya yol açabiliyor.
Oysa diplomasi, semboller ve pragmatizm üzerine kurulu.
ABD’nin bu jesti, Türkiye’nin bölgesel gücünü ve stratejik önemini kabul ettiğinin bir göstergesi.
Aynı şekilde, Türkiye’nin de bu ilişkiden çıkarları var: ekonomik iş birliği, güvenlik meseleleri ve bölgesel istikrar gibi konularda ortak hareket etme gerekliliği.
Bu karşılamanın ardında, iki ülkenin birbirine ihtiyaç duyduğu bir konjonktür yatıyor.
Peki, neden bu kadar tartışıyoruz?
Çünkü Türkiye’de her olay, iç siyasetin merceğinden geçiyor.
Oysa bu karşılamayı, sadece Erdoğan’ın değil, Türkiye’nin bir başarısı olarak görmek mümkün.
Eğer bir ülke, kendi karakterini ve duruşunu koruyarak uluslararası alanda saygı uyandırıyorsa, bu hepimizin ortak kazanımı diye düşünürüm.
Gazze, Suriye, Irak meselesi canımızı acıtıyor ve çözümü ABD’den bekleyenler var.
ABD’nin ekonomimize müdahalesi açık tehdit.
Bundan sonra diye başlarsam, bu karşılamanın ötesinde, Türkiye’nin dış politikadaki kararlı yürüyüşü devam edecek.
Ve dileğim belki de bir gün, bu tür görüntüleri tartışmak yerine, ortak bir gurur vesilesi olarak görebileceğiz.
İç siyasette ki at gözlüklerini, dışarıda ki olaylar karşısında çıkarmamız gerektiğini söyleyebilirim.
Vesselam.