Tokat desem herkes anlatır, över. Sakin şehir. Huzurlu şehir.

Burası Tokat! Eski ismiyle Darün Nusret.. Yani yardım edenler şehri demek.

Sokaklarında tarih kokan, yeşilin her tonunu bağrında taşıyan Tokat, sadece doğal güzellikleriyle değil, insanlarının sıcaklığıyla da anılır.

Ama gelin görün ki, son zamanlarda bu sıcaklığın yerini aceleci adımlar, öfkeli bakışlar ve düşüncesiz hareketler almaya başladı.

Trafikte kornaya basanlar, sokakta omuz omuza çarpışıp özür dilemeyenler, mahallede komşusunun halini sormadan kapısını kapatanlar…

Peki, ne oldu da kendimiz için istediğimizi başkası için istemez olduk?

Tokat’ta empati neden eksik?

Halden anlayan şehre ne oldu!
Hz. Mevlananın "Tokat'a gitmek gerek ,Çünkü Tokat'ta insan ve iklim mutedil" diye övdüğü tek şehirdir” der ya!

İşte der ya, ile mi kalacak.

Her sabah aynı koşturmanın, telaşın, stresin içine savaşır gibi giriyorum.

Sabah 08.00’de Yusuf’u okula yetiştirmem lazım.

Her sabah aynı sahne: Trafikte bir kuyruk, kornadan yükselen sabırsız bir senfoni.

Birisi diğerinin önüne geçmeye çalışıyor, diğeri öfkeli!

Oysa herkesin bir yere yetişme telaşı var, değil mi?

Kendi acelemizi haklı görürken, karşımızdakinin telaşını neden göremiyoruz?

Belki de durup bir an düşünsek, “Bu hareket bana yapılsa ne hissederdim?” diye sorsak, her şey değişir.


Sokaklar da farklı değil. Birbirine selam vermek yerine başını çevirenler, bir özür yerine önyargıyla bakanlar…

Mahallede bir komşu hasta yatağında, ama kapısı çalınmıyor.

“Nasılsa biri bakar,” diyoruz, ama o “biri” olmak aklımıza gelmiyor. Önyargılarımız, bizi birbirimize yabancılaştırıyor. Karşımızdakini anlamaya çalışmak yerine, etiketleyip geçiyoruz: “O öyle yapar, bu zaten böyle.”

Peki, suçlu kim?
Hepimiz, biraz.

Hayatın koşuşturmacası, ekonomik zorluklar, belki de sosyal medyanın bizi yalnızlaştıran dünyası…

Ama en çok, empatiyi bir lüks gibi görmemiz.

Oysa empati, bir şehirde yaşamı güzelleştiren en basit ama en güçlü bağ.

Bir gülümseme, bir “Geçmiş olsun,” bir “Haklısın, ben de öyle hissederdim” cümlesi…

Bunlar, ne para ister ne de çok vakit.
Tokat’ın ruhu, sadece tarihi konaklarında ya da bağlarında değil, insanlarının yüreğinde saklı.

Kendimize bir ayna tutalım: Yaptığımız hareket bize yakışıyor mu?

Belki de her şey, bir an durup karşımızdakinin gözlerine bakmakla başlar.

Çünkü empati, bir şehirde değil, bir kalpte başlar.

Ne dersiniz, bir yerden başlasak mı?

Yoksa herkes halinden memnun mu?

Vesselam