Ukrayna, tarımda ve sanayide güçlü bir ülkeydi. Avrupa'nın tahıl ambarı olarak bilinirken, bugün üretim yapamaz hale geldi. Savaş, sadece şehirleri değildi.
Hani güzel bir söz vardır.
“Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik.” Derken, kazalara neden olacak hareketlerden kaçınmak gerekir!
Ama görüyoruz ki dünyada bazıları asla rahat durmuyor. Tarih tekrar etmiyor belki, ama bazı senaryolar farklı ülkelerde, farklı isimlerle yeniden sahneleniyor.
1. Zelenski Vakası: Ukrayna’da Başlayan Süreç
Dünyada ilk “Zelenski Vakası” Ukrayna’da yaşandı. Komedyenlikten siyasete geçerek Ukrayna Cumhurbaşkanı olan Zelenski, göreve geldiği andan itibaren ülkesinin kaderini derinden etkileyen kararlar aldı.
Zelenski'nin, Batı ülkeleri ve özellikle ABD ile yakın ilişkiler kurması, NATO üyeliğine göz kırpması, bağımsız bir ülkenin iç dinamikleriyle çelişen dışa bağımlı bir siyaset izlemesi, Rusya’yı provoke etti. Sonuç? Savaş, yıkım, göç ve ekonomik çöküş!
Ukrayna, tarımda ve sanayide güçlü bir ülkeydi. Avrupa'nın tahıl ambarı olarak bilinirken, bugün üretim yapamaz hale geldi. Savaş, sadece şehirleri değil; halkın refahını, güvenini ve geleceğini de yerle bir etti.
Zelenski'nin halktan aldığı yetkiyi, Batı'nın çıkarları doğrultusunda kullanması, Ukrayna halkını ateşe attı. Böylece bir ülke, seçimle gelen bir liderin yanlış yönelimleri yüzünden felakete sürüklendi.
2. Zelenski Senaryosu Türkiye’de Yaşanacak mıydı?
Benzer bir senaryo Türkiye’de de sahnelenmek istendi. Bazı aktörler, içeriden ve dışarıdan desteklenen bir yapıyı, tıpkı Zelenski örneğinde olduğu gibi "kurtarıcı" ilan etmeye çalıştı. Ancak burada devreye “Devlet aklı” girdi.
Türkiye, bir “Muz Cumhuriyeti” olmadığını, köklü devlet geleneğiyle gösterdi. İçeride yükselen tehlikeye karşı gerekli refleks gösterildi ve bu süreç, ülkenin bütünlüğü adına doğru yönetildi. Böylece Türkiye, ikinci Zelenski vakasına izin vermedi.
3. Yeni Zelenski Vakası: Venezuela ve Nobel Barış Ödülü
Ve şimdi sıra üçüncü sahnede: Venezuela.
Latin Amerika'nın petrol zengini ülkesi Venezuela, uzun yıllardır Batı’nın hedefinde. Devlet Başkanı Maduro, ülkesinin bağımsızlığını korumaya çalışırken, içeriden bir aktör öne çıkarılıyor: Maria Corina Machado.
Bu isim, hem ABD’yi hem İsrail’i açıkça ülkesine müdahale etmeye davet ediyor. Venezuela'nın zengin yeraltı kaynakları, bir kez daha “demokrasi ve özgürlük” söylemleriyle maskelenmiş iştahların hedefi oluyor.
En çarpıcısı ise, bu kişinin Nobel Barış Ödülü ile ödüllendirilmesi!
Maria Corina Machado, ödül konuşmasında şöyle diyor:
"Bu ödülü, acı çeken Venezuela halkına ve davamıza verdiği kararlı destek için Başkan Trump'a ithaf ediyorum. Özgürlük ve demokrasiye ulaşma yolunda, Trump ve ABD bizim en büyük müttefikimizdir."
Aynı kişi, İsrail’in Gazze’deki katliamlarına destek vererek “Venezuela'nın mücadelesi, İsrail'in mücadelesidir” diyebiliyor.
Oysa Venezuela halkı, hâlen kendi topraklarında özgür, huzurlu ve bağımsız yaşamak isteyen bir halk. Ülkede savaş yok, çatışma yok. Ama içerideki bazı unsurlar, dış müdahaleyi "özgürlük" gibi göstererek bir işgal davetiyesi çıkarıyorlar.
Nobel Barış Ödülü: Barışa mı, Savaşa mı?
Bu noktada sorulması gereken temel soru şudur:
Bir ülkenin işgalini destekleyen, başka ülkelerin iç işlerine müdahale çağrısı yapan birine nasıl olur da "Barış Ödülü" verilir?
Geçmişte ABD Başkanı Trump bile şöyle demişti:
“Nobel ödülünü alan biri beni arayıp, ‘Bu ödülü sizin onurunuza alıyorum, çünkü siz hak ediyorsunuz’ dedi.”
Bu açıklama, Nobel Barış Ödülü'nün artık bağımsız bir değerlendirme değil, bir tür jeopolitik ödül mekanizması haline geldiğinin açık göstergesi.
Barış ödülü; barışa hizmet edenlere, savaşları durdurmaya çalışanlara verilir.
Ancak günümüzde bu ödül, tam tersi şekilde kullanılarak halkları manipüle edenlerin, savaşları meşrulaştıranların eline verilmekte.
Sonuç: Üç Ülke, Aynı Oyun
Ukrayna: Batı destekli bir lider üzerinden ülke savaşa sürüklendi.
Türkiye: Benzer senaryo denendi ama devlet refleksiyle engellendi.
Venezuela: Şimdi aynı senaryo, Nobel Ödülü gibi "meşruiyet araçları" ile yeniden sahnede.
Zelenski vakaları, aslında halkların değil, büyük güçlerin çıkarlarını gözeten yeni nesil “siyasi operasyonlardır.”
Son Söz
Dünyada barışı sağlamakla görevli kurumlar, barışın değil, çıkarların hizmetine girdiğinde, artık hangi kavramın neyi temsil ettiğini sorgulamak zorundayız.
Nobel Barış Ödülü, gerçek barış savunucularına değil, küresel ajandaların taşeronlarına verilirse; dünya barışı değil, daha büyük kargaşalara sürüklenir.
Unutulmamalıdır ki:
Günün Sözü; “Barış, yalnızca silahların susması değil, halkların kendi kaderini özgürce belirleyebilmesidir.”