Komana Antik Kenti’nde bir kazı çalışması daha başlamış. 45 gün sürecekmiş.

Evet, yanlış duymadınız, koca bir antik kenti 45 günde “kurtaracaklar”!

Hadi canım, 45 günde ne yapılır ki?

Bir evin badanasını bile bitiremezsiniz, bırakın Roma’yı, Selçuklu’yu aydınlatmayı.

Ama bu işin içinde bir tuhaflık var, gelin biraz konuşalım.

Komana’da bu yıl Selçuklu’dan kalma, belki cami olan bir kamu yapısını kazıyorlarmış. Tokat Müzesi’nde kitabesi bile var. Tepenin üstündeyse Roma dönemine dalmışlar, yanık bir yapıda askere ait eşyalar bulmuşlar.

Komana Antik3

Güzel, heyecan verici.

Peki, 45 günde bu işler biter mi?

Bitmez.

Zaten bitmesi de beklenmiyor. Çünkü bu kazılar, Anadolu’nun her köşesinde olduğu gibi, bir nevi “sonsuzluk projesi”.

Sulusaray, Komana, Tokat Kalesi… Hepsi aynı kaderi paylaşıyor: Bitmeyen, biteceği de pek umulmayan kazılar.

Niye mi?

Çünkü bu işler paraya, plana, vizyona bakar.

Para desen, damla damla. 45 gün kazı yap, sonra bir yıl bekle. Fon bul, izin al, bürokrasiyi aş…

Bu arada tarih, toprağın altında usul usul çürüyor.

Vizyon desen, o da hak getire.

Antik kentlerimizi turizme kazandırmak, dünya mirasına sunmak yerine, “yapmış olmak için” kazıyoruz.

Tokat Haberkomana5

Komana’da 45 gün, başka yerde 30 gün…

Sanki bir hobi kulübü, arkeoloji değil!

Bu durum bana 20 yıl süren bir avukatlık hikâyesini hatırlattı. Miras davası için avukat tutmuş. Dosya basit, tapu meselesi. “Bir ayda biter” demiş avukat. Gel gör ki, bir ay bir yıl olmuş, bir yıl beş yıl. Mahkeme ertelenir, evrak kaybolur, hâkim değişir…Adamın ömrü tükendi, torunları büyüdü, ama dosya kapanmadı. En son oğlu avukat oluyor ve bir davada dosyayı kapatıyor. Oğlum ne yaptın diyor babası. Ben o dava ile ev aldım, araba aldım, sizi büyüttüm sen avukat oldun. Sen altın yumurtlayan tavuğu kestin.

Komana Antik1

İşte bizim arkeolojik kazılar da bu hesap. Komana’da 45 gün kaz, sonra bir yıl bekle. 20 yıl sonra hâlâ aynı noktada ol. Sulusaray’da, Tokat Kalesi’nde de manzara farklı değil.

Hepsi birer “20 yıllık dava dosyası”.

Peki, suçlu kim? Sistem mi, bürokrasi mi, yoksa bizlerin bu mirasa sahip çıkmayı becerememesi mi? Hepsinden biraz var. Devlet, arkeolojiye “lüks” muamelesi yapıyor. Üniversiteler, kısıtlı bütçelerle mucize yaratmaya çalışıyor. Yerel yönetimler desen, çoğu “turizm” derken bile neyi kastettiğini bilmiyor. Öte yandan, dünya çapında örnekler ortada. Yunanistan, İtalya, Mısır… Adamlar antik kentlerini kazıyor, restore ediyor, turizme açıyor.

Tokat Haberkomana6

Bizde? Komana’da 45 gün kaz, sonra “seneye Allah kerim”.

Yeterli bütçe, kalıcı ekipler, dünya standartlarında koruma ve tanıtım. Yoksa 45 günler 450 gün olsa ne fark eder? Tarih, toprağın altında bekler, ama bizim ömrümüz beklemez.

Hadi, diyelim ki bir mucize oldu, Komana’yı gün yüzüne çıkardık.

Peki, sonra?

Restore edecek miyiz?

Turizme açacak mıyız?

Yoksa “kazdık, bulduk, şimdi ne yapalım” mı diyeceğiz?

Bu soruların cevabı yoksa, 45 gün değil, 45 yıl kazsak ne değişir?

20 yıllık dava dosyaları gibi, bu kazılar da ömür törpüsü olmaya devam eder.

Komana’yı, Sulusaray’ı, Tokat Kalesi’ni kurtarmak istiyorsak, önce vizyonsuz idarecilerimizden kendimizi kurtaralım. Yoksa, torunlarımız da 45 günlük kazı haberleri okuyacak.

Ve emin olun, onlar da bizim gibi söylenip duracak.

Vesselam

Hüseyin Kömür