Bilindiği gibi Türkiye'de ve dünyada 2020-2021 yılları Pandeminin en yoğun yaşandığı yıllar oldu. Vaka sayıları dalgalar hâlinde arttı.

2023 itibarıyla pandemi küresel ölçekte kontrol altına alındı, Türkiye’de de kısıtlamalar kaldırıldı.

İnsanlar belirsizlik nedeniyle panik yaşadı.

Market raflarında makarna, un, pirinç, yağ, kolonya ve tuvalet kâğıdı gibi ürünler hızla tükendi.

Kolonya ve dezenfektanlar kısa sürede bulunamaz hâle geldi.

Maskeler karaborsaya düştü.

Nisan 2020’de hafta sonu sokağa çıkma yasakları başladı. İlk yasak (10 Nisan 2020 akşamı) çok ani açıklandığı için halk gece yarısı marketlere ve fırınlara akın etti. Uzun kuyruklar oluştu.

Bu manzara pandeminin en unutulmaz panik anlarından biri oldu.

Turizm ve tarım iş gücünde büyük sıkıntılar yaşandı.

İnsanlar özellikle gıda güvenliği konusunda kaygı duymaya başladı; "ya üretim durursa" sorusu gündeme geldi.

Çünkü bir ülke telefonsuz da yaşayabilir, lüks eşyasız da… Ama üreten çiftçi olmadan, gıda olmadan yaşayamaz.

Doğal afetlerin —sel, deprem, don, dolu ya da kuraklık— kapımızı her an çalabileceğini hepimiz biliyoruz. Bu gibi durumlarda insanların aklına ilk gelen yine gıdadır. Aslında savunma sanayinden söz ederken, eş zamanlı olarak gıda güvenliğini de konuşmamız gerekir. Çünkü geleceğin en stratejik ürünleri su, buğday, et ve süt olacaktır. Bu kaynaklara sahip olan ülkeler ayakta kalacak, sahip olamayanlar ise büyük krizlerle karşı karşıya kalacaktır.

Ne kadar teknolojik gelişme yaşanırsa yaşansın, en ileri fabrikalarda bile buğday üretmek mümkün değildir. Suyun, toprağın ve çiftçinin yerini alacak hiçbir teknoloji icat edilmemiştir.

Okullarımızın açıldığı şu günlerde, ilk ders zilinin ardından çocuklarımıza sadece ders kitaplarını değil, aynı zamanda doğayı, ormanlarımızı, suyumuzu ve toprağımızı korumanın önemini de öğretmeliyiz. Ormanlarımızı yangınlara karşı korumak, aynı zamanda toprağın ve gıdanın geleceğini korumaktır. Bu bilincin devlet politikası haline gelmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur.

Bir santimetreküp toprağın oluşumu için binlerce yıl gerektiğini biliyor musunuz? Bu nedenle toprak anadır, berekettir, doyurandır. Büyük ozan Âşık Veysel’in dediği gibi:

Karnın yardım kazmayınan belinden
Yine beni karşıladı gülünen…

Biz topraktan geldik ve dönüşümüz yine toprağa olacak. Öyleyse, bize yaşamı veren bu emanete sahip çıkmak boynumuzun borcudur.

Bugün suyun, buğdayın, etin, sütün ve ormanların stratejik değerini kavrayabilen toplumlar, yarının güçlü devletleri olacaktır. Unutmayalım: Gıdasını kaybeden, bağımsızlığını da kaybeder.