Bugün size ilk bakışta çok basit görünen ama aslında insanlığın geleceğini ilgilendiren bir soru sormak istiyorum: Bir kilo buğday mı, bir gram altın mı?
Bugün piyasaya baksak, elbette bir gram altın çok daha değerlidir.
Ancak ben bugünü değil, yarını soruyorum.
Çünkü dünya hızla değişiyor...
İklim değişikliği, kuraklık, su kıtlığı, savaşlar, salgın hastalıklar ve artan nüfus, artık altından çok gıdayı konuşacağımız bir dönemin kapısını aralıyor.
Bugün dünya nüfusu yaklaşık 8,2 milyar. Birleşmiş Milletler projeksiyonlarına göre 2050 yılında bu rakam yaklaşık 9,7 milyara ulaşacak.
Bu da sadece 25 yıl içinde yaklaşık 1,5 milyar insanın daha beslenmesi anlamına geliyor.
Ancak aynı dönemde tarım yapılabilecek verimli araziler artmıyor; tam tersine azalıyor.
Her yıl binlerce hektar tarım arazisi; sanayileşme, şehirleşme, erozyon ve çölleşme nedeniyle üretim dışına çıkıyor.
Dünyada kullanılan tatlı suyun yaklaşık %77'i tarımsal üretimde kullanılıyor. İklim değişikliğinin etkisiyle birçok bölgede kuraklık artık geçici değil, kalıcı bir risk hâline geldi.
Birleşmiş Milletler, önümüzdeki yıllarda milyarlarca insanın su stresi yaşayacağını öngörüyor.
Bütün bunlar neyi gösteriyor?
Gıdayı üretmek her geçen yıl daha zor ve daha maliyetli hâle geliyor.
Pandemi döneminde market raflarının boşalmasını unutmadık.

Ardından Rusya-Ukrayna savaşı başladik.
Dünya bu iki ülkenin sadece askerî gücünü değil, buğday üretimindeki stratejik önemini de gördü.
Birçok ülke ihracatı kısıtladı.
Tahıl fiyatları hızla yükseldi.
Çünkü insanlar şunu fark etti:
Altın yenmez...
Ama ekmeksiz yaşanmaz.
Bugün dünyanın gelişmiş ülkeleri yalnızca altın rezervlerini artırmıyor.
Aynı zamanda milyonlarca ton buğday, mısır ve pirinci stratejik depolarda muhafaza ediyor.
Çünkü artık yeni yüzyılın en önemli güvenlik konusu gıda güvenliğidir.
Son yıllarda dünyanın en zengin isimlerinden Elon Musk ve Bill Gates'in büyük ölçekli arazi yatırımları dikkat çekmektedir.
Elon Musk, özellikle Teksas'ta binlerce dönümlük arazi satın alarak uzay teknolojileri, sürdürülebilir enerji projeleri ve geleceğin akıllı şehirleri için altyapı oluşturmayı hedeflediği ulusal basında yer almaktadır.
Yine Bill Gates ise ABD'de yaklaşık 242 bin dönüm tarım arazisine sahip olarak ülkenin en büyük özel tarım arazisi sahiplerinden biri konumuna gelmiştir.
Bu yatırımların temel amacı; gıda güvenliği, sürdürülebilir tarım ve uzun vadeli stratejik yatırım olarak değerlendirilmektedir.
Bu durum gelecekte toprağın ve tarım arazilerinin stratejik öneminin daha da artacağını, gıda güvenliği ile teknoloji yatırımlarının iç içe geçeceğini göstermektedir.
"Toprağı kontrol eden, geleceği de şekillendirir." görüşü, bu yatırımların arkasındaki en önemli stratejik yaklaşımlardan biri olarak değerlendirilmektedir.
Peki öyleyse asıl Zenginlik Nedir?
Kasalarda tonlarca altınınız olabilir.
Ama market rafları boşsa...
Tarlalarda üretim yoksa...
Su kaynaklarınız tükenmişse...
O altının hiçbir anlamı kalmaz.
Çünkü para satın alır.
Ama piyasada ürün varsa...
Ürün yoksa, paranın da gücü sınırlıdır.
İşte bunun için bugün dünyanın en güçlü ülkeleri tarımı yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak görmüyor.
Onlar tarımı;
Millî güvenlik,
Stratejik bağımsızlık,
Toplumsal huzur,
Gelecek nesillerin sigortası
olarak değerlendiriyor.
Artık Yeni Bir Anlayışa İhtiyacımız Var
Tarım sadece çiftçinin meselesi değildir.
Tarım, hepimizin ortak geleceğidir.
Çiftçiyi desteklemek, aslında soframızı korumaktır.
Toprağı korumak, vatanı korumaktır.
Suyu korumak, geleceği korumaktır.
Bugün bir gram altın, belki onlarca kilogram buğdaydan daha pahalı olabilir.
Ama yarının dünyasında en büyük zenginlik; kasalardaki altın değil, depolardaki buğday olacaktır.
Çünkü altın zengin eder...
Buğday ise yaşatır.
Ve unutmayalım:
Gıdasını ithal eden ülkeler, geleceğini de başkalarının insafına bırakır.
Türkiye'nin gerçek hazinesi yerin altındaki madenler kadar, yerin üstündeki bereketli topraklarıdır.
Bu topraklara sahip çıkmak, sadece çiftçinin değil; devletin, siyasetin, akademinin ve 86 milyon vatandaşımızın ortak sorumluluğudur.
Çünkü geleceğin en güçlü ülkeleri; en çok altına sahip olanlar değil, kendi halkını güvenle doyurabilen ülkeler olacaktır.
TÜRKİYE'NİN GERÇEK HAZİNESİ:
BEREKETLİ
TOPRAKLARI
VE ÇALIŞKAN İNSANLARIDIR.