Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, 12 Ekim’de X hesabından yaptığı paylaşımda, “Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesi kabul edilemez. Bu çağda böylesi bir anlayışa asla geçit verilmemelidir.” ifadelerini kullanmıştı.
Daha sonra görevinden istifa etti. Ülkemizde Bakü’nün başörtüsü kararı eleştirilmiş, konu olmuş ve milletçe hoş karşılanmamıştır. Ülkemiz bu tür uygulamaları acı şekilde tecrübe etmiş ve çok canı yanmıştır. Eleştirilerin odak noktası ve gerekçesi de budur. Kanımızca bunun ötesinde bir neden aramanın pek doğru bir yaklaşım olduğu söylenemez.
Bu eleştiriler üzerine Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, 21 Ekim’de aralarında bir parti genel başkanı ve bir milletvekilinin de bulunduğu 31 Türk vatandaşını istenmeyen kişi ilan etti.
Bakü yönetimi, söz konusu kişilerin sosyal medya ve dijital platformlardaki açıklamalarının Azerbaycan’ın egemenliğini, millî güvenliğini ve anayasal düzenini hedef aldığını öne sürdü. Azerbaycan ayrıca yedi Türk vatandaşı hakkında arama kararı çıkardı.
Azerbaycan komşumuz, soydaşımız; kısacası canımız ciğerimizdir. Bizim için Kars, Edirne, Artvin, Halep ne ise Karabağ, Nahçıvan ve Bakü odur. Karabağ’ın işgalinde yüreğimiz yandı; kurtuluşunda gözümüz aydın oldu, sevincimiz tavan yaptı. Azerbaycan, Türk ulusunun ikinci vatanı değil, öz be öz vatanının ta kendisidir. Anadolu da Azerbaycan ulusu için vatanın ta kendisidir.
Bu aralar Azerbaycan yönetiminin bazı gerekçelerle küsme moduna girmesiyle, yaptığı uygulamaların ülkesindeki yansımalarının etkisini ve tepkisini başka yöne çekmenin hesabı içinde olduğunu görüyoruz. Devletler arasında ilişkiler inişli çıkışlı olur; aile içinde ise bu daha az olur. Bir gazetecinin “Bakü ‘abilik’ istemiyor” başlıklı yazısına göre Azerbaycan yönetiminin itirazı, Türkiye’nin iki ülke arasındaki ilişkilerde kendisini ‘ağabey’, Azerbaycan’ı ise ‘kardeş’ konumuna yerleştirdiği düşüncesine dayanıyor.
Şimdi, bu gerçekten böyleyse abi-kardeş ilişkisinden neden rahatsızlık duyuluyor? Kardeşin abisinin tecrübe ve birikiminden faydalanması daha da uygun ve güzel değil mi? İnsanın sırtını dayadığı bir abisinin olmasından daha güzel ne olabilir?
Kaldı ki şimdiye kadar abi-kardeş modundan rahatsız olunmamış da bugün mü rahatsızlık duyuluyor? İnşallah bu karar başka, daha derin nedenlerden kaynaklanmamıştır.
Oysa Azerbaycan’ın eski Cumhurbaşkanı, rahmetli Ebulfez Elçibey, “Azerbaycan ile Türkiye dost değil; çünkü dostluk, birbirini sonradan tanıyanlar arasında kurulur. Biz gardaşız.” demişti. Şimdi bu bilge kahraman, rahmetlinin kemikleri sızlıyordur.
Öte yandan, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) 13. Zirvesi, 30 Ekim 2026 tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde, “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” temasıyla Ankara’da düzenlendi. Türk dünyasının bir ferdi olarak gurur duyduğumuz bu organizasyona katılmayan en üst düzeydeki yetkililerin bundan daha önemli hangi devlet işleri olabilir acaba? Hele de bu puslu havada Aliyev de bu toplantıya katılmayarak adeta Türk dünyası düşmanlarının ekmeğine yağ sürdü.
Azerbaycan ile Türkiye et ve tırnak gibidir. Kimsenin hiçbir gerekçeyle buna gölge düşürmeye hakkı ve hukuku yoktur. Bu ayrıştırmayı Türk ulusu hoş karşılamaz ve buna müsaade etmez. Bu böyledir ve böyle de bilinmelidir.
Yaşasın ilelebet Türk ulusu ve devletleri! Yaşasın Türkiye-Azerbaycan kardeşliği!