Bir gönül yapmak dünyaya bedeldir.

İnsan olmak, yalnızca yaşamak değil; yaşarken başkalarının hayatına güzellik katabilmektir.

Bir gönle dokunmak, bir yarayı sarmak, bir insanın yüzünü güldürmek…

Bazen bir tebessüm, bazen güzel bir söz, bazen de incelikle gösterilen bir anlayış, insanın hayatında unutulmaz izler bırakır.

Ne var ki bir gönlü kazanmak yıllar alırken, onu kırmak bazen bir cümleye, hatta tek bir bakışa bakar.

İşte tam da bu noktada, insanlığın en kadim öğütlerinden biri çıkar karşımıza: “İncinsen de incitme!”

İncitmemek bir erdem, incinmemek bir olgunluktur.
İncitmemek; başkasının kalbini kırmamak, kötü söz söylememek, kimseye bilerek zarar vermemek, insanlara karşı nazik, anlayışlı ve saygılı davranmaktır.

Çünkü insanın gerçek değeri; makamıyla, servetiyle, unvanıyla değil, çevresindeki insanlara nasıl davrandığıyla ölçülür.

İncinmemek ise her haksızlığa boyun eğmek, her kötülüğü kabullenmek veya sessiz kalmak değildir.

Bazen susmak, bazen mesafe koymak, bazen de hakkını kırmadan ve kırılmadan savunabilmektir.

Başkasının öfkesini, kabalığını ve düşüncesizliğini kendi karakterimizin ölçüsü hâline getirmemektir.

Unutmayalım ki başkasının kabalığı bizim nezaketimizi, başkasının kötülüğü bizim iyiliğimizi elimizden almamalıdır.

Hacı Bektaş-ı Veli’ye atfedilen “İncinsen de incitme” sözü, Anadolu irfanının ve gönül medeniyetimizin en anlamlı öğütlerinden biridir.

Bu anlayış, insanı öfkesinin esiri olmaktan kurtarır; merhameti, sabrı, hoşgörüyü ve insan onuruna saygıyı yüceltir.

Alvarlı Efe’nin şu dizeleri de aynı hakikati hatırlatır:

“Âşık der incitenden, incinme incitenden /
Kemâlde noksan imiş, incinen incitenden.”

Bu dizelerde bize anlatılan, her kırıcı davranışa aynı şekilde karşılık vermek yerine, insanın kendi olgunluğunu korumasıdır.

Çünkü kötülüğe kötülükle karşılık vermek, çoğu zaman kötülüğün halkasını büyütmekten başka bir işe yaramaz.

Abdurrahim Karakoç’un “İncitme” şiirinde dile getirdiği şu dizeler ise insanın tabiata, hayata ve bütün canlılara karşı taşıması gereken hassasiyeti ne güzel anlatır:

“Gölgesinde otur amma
Yaprak senden incinmesin.
Temizlen de gir mezara
Toprak senden incinmesin.”

Bir yaprağı bile incitmemeyi öğütleyen bu anlayış, aslında insanın bütün varlığa karşı sorumluluğunu hatırlatır.

İncitmemek; bir ağacın dalını kırmaktan, bir canlının yaşamına zarar vermekten, bir insanın gönlünü yaralamaktan sakınmak; hayatın her parçasına sevgi, saygı ve merhametle yaklaşmaktır.”

Başkalarının kalbini kırmamak, kimseye kötü söz söylememek, kimseye zarar vermemek ve insanlara karşı daima incelikli, nazik ve saygılı davranmaktır.

“Peygamber Efendimiz şu Hadisi şeriflerin de buyuruyorlar ki :
“Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların güvende olduğu kimsedir.”
(Buhârî, Îmân, 4-5;)

Efendimizin bu kutlu öğüdü, insan ilişkilerinde dilimizin ve davranışlarımızın ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

İnsan, yalnızca eliyle değil; kırıcı sözleriyle, küçümseyen bakışlarıyla ve inciten davranışlarıyla da başkalarına zarar verebilir.

Gerçek olgunluk, gücünü başkasını kırmak için değil, gönül yapmak için kullanabilmektir.”

Peki, bugün ne kadar incitiyoruz?
Evlerimizde eşimizi, çocuklarımızı; iş yerlerimizde çalışma arkadaşlarımızı; trafikte birbirimizi, alışverişte esnafı, günlük hayatımızda tanıdığımız veya tanımadığımız insanları ne kadar kolay kırabiliyoruz.

Bazen bir anne çocuğunun özgüvenini, bazen bir yönetici çalışanının şevkini, bazen bir öğretmen öğrencisinin umutlarını, bazen de bir insan diğerinin yıllarca unutamayacağı duygularını incitebiliyor.

Üstelik çoğu zaman “Ben doğruyu söyledim!” diyerek kendimizi haklı çıkarıyoruz.

Oysa doğruyu söylemek kadar, doğruyu nasıl söylediğimiz de önemlidir.

Haklı olmak, kalp kırmayı haklı kılmaz.
Bugün ailede huzura, toplumda güvene, insanlar arasında kardeşliğe her zamankinden fazla ihtiyacımız var. Bunun yolu, birbirimizi değiştirmeye çalışmadan önce kendi sözümüzü, davranışımızı ve kalbimizi gözden geçirmekten geçiyor.

Geliniz; kırıcı değil yapıcı, öfkeli değil anlayışlı, kibirli değil mütevazı, inciten değil gönül yapan insanlar olalım.

Çünkü bu dünyadan geriye ne makamımız ne servetimiz ne de unvanlarımız kalacak. Geride bıraktığımız iyilikler, kazandığımız gönüller ve insanlara yaşattığımız güzel duygular kalacak.

Unutmayalım: Bir gönlü kırmak marifet gibi , dünyayı güzelleştirmek demektir.