Neredesin, dedim.

“Yıllık iznimi aldım usta bekliyorum,” dedi.

Bıyık altından güldüm.

Bugün ne yapıyorsun diye aradım.

“Abi, yıllık iznim cuma günü bitecek. Biz hâlâ ustayla uğraşıyoruz. Sen bağırıyorsun ya, ben de artık bağırmak istiyorum,” dedi.

Aslında anlatmak istediği hepimizin derdi.

Geçen yıl ofiste yapılması gereken işler için elektrikçiyle görüştüm. “Sabah oradayım abi,” dedi. Bekledik, gelmedi. Öğleden sonra aradık, işi çıkmış!

Bu yaz demirci arkadaşlar geldi. Bir liste verdiler, malzemeleri almamı söylediler. Mayıs ayıydı. “Birkaç güne, olmadı gelecek hafta yaparız,” dediler.

Eylül ayında zoraki geldiler. İşin yarısını yaptılar, akşam paralarını aldılar. Sonrası yok!

Kalan işleri başka bir dostuma ricayla tamamlatabildim.

İşin peşinden koşan siz, bekleyen siz, parasını veren yine siz!

Üstelik mesele yalnızca ustalarla da sınırlı değil.

Mutfak dolabı yaptırırken de benzer sorunlar yaşanıyor, aracınızı sanayiye bıraktığınızda da…

Arabamın su kaçağı için üç kez sanayiye gittim. İki kez ödeme yaptım, sorun çözülmedi. Başka bir usta hortumun dibindeki kaçağı buldu, değiştirdi ve yalnızca emeğinin karşılığı olarak çay parası aldı.

Peki, işini yapamayan ustanın son parasını ödemediğimde ben mi haksız oluyorum?

Elbette işini hakkıyla yapan, sözünü tutan, müşterisinin hakkını gözeten ustalarımız da var. Onları tenzih ediyorum. Ancak vatandaşın yaşadığı sorunları da görmezden gelemeyiz.

Bir iş için beş yerden fiyat alıyorsunuz, birbirinden çok farklı rakamlarla karşılaşıyorsunuz. İşin ne zaman biteceği belli değil. Başta konuşulan fiyat, işin sonunda değişebiliyor.

Tutturduğuna bir piyasa oluşmuş.

Paramızla rezil olmayı hak ediyor muyuz?

Biz ne zaman bu hâle geldik?

Eskiden bu topraklarda esnafın sözü senet, dürüstlüğü sermaye, müşterisinin duası kazancının bereketiydi. Bunun adı ahilikti.

Ahilikte yalnızca para kazanmak değil; dürüstlük, ustalık, sözünde durmak ve insan hakkını gözetmek esastı.

Esnaf bilirdi ki itibarını kaybetmek, birkaç kuruş kazanmaktan çok daha pahalıdır.

Peki, bugün bu değerleri ne kadar koruyabiliyoruz?

MESLEK KURULUŞLARI NE İŞE YARIYOR?

Peşinen söyleyim Tokat’ta çoğu hiçbir işe yaramıyor.

İşte bu yaşadığımız sorunlarda, esnaf odalarına ve Tokat Ticaret ve Sanayi Odasına önemli görevler düşüyordu.

Bu kurumlar yalnızca üyelik işlemlerinin yürütüldüğü, aidatların toplandığı veya seçim dönemlerinde hatırlanan yapılar bizim memlekette.

Esnaf odaları meslek ahlakını, hizmet kalitesini ve müşteri memnuniyetini geliştirmeliydi.

Ticaret ve Sanayi Odası ise üyeleri arasında güveni güçlendirmeli, ticari sorunların çözümüne öncülük etmeli ve şehrin ekonomik geleceği için yol göstermeliydi.

Peki, bunlar yapıldı mı?

Şimdi Tokat Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerini konuşuyoruz. Beyazi, sarı, kırmızı konuşuluyor.

Her aday değişimden, gelişimden ve güçlü bir ticari hayattan söz ediyor.

Peki, ticari ahlakı ne kadar konuşuyoruz?

Verdiğimiz sözü tutuyor muyuz?

Müşterimize doğru fiyat veriyor muyuz?

İşimizi zamanında teslim ediyor muyuz?

Yapamadığımız işin sorumluluğunu üstleniyor muyuz?

Ticarette güveni büyütmek için ne yapıyoruz?

Adaylara bir çağrım var.

Seçim vaatlerinizin arasına ticari ahlakı koyun.

Üyelerinize yalnızca daha fazla kazanç değil, daha güvenilir bir ticaret ortamı vadedin.

Dürüst esnafı destekleyin, meslek kuruluşlarının itibarını yükseltin, müşteri memnuniyetini önemseyin.

Benyalnızca kimin başkan olacağına bakmıyorum artık.

Benim meselem güvendir!

Tokat”ta Ticaret anlayışı da değişsin.

Meslek kuruluşları üyelerinin mecburiyetten kapısını çaldığı değil, üyesi olmaktan onur duyduğu kurumlar hâline gelsin.

Bunu başarabilir miyiz?

Başarmak zorundayız.

Ticaretin en büyük sermayesi para değil, güvendir.

Değişimin rengi ne olursa olsun, ahlakın rengi aynı olsun; DÜRÜSTLÜK!

Vesselam.