Hayatın içinde öyle şeylere üzülür, öyle sözlere kırılırız ki sanki hiç geçmeyecekmiş gibi gelir.
Oysa zamanla anlarız ki ne dertler kalıcıdır ne de kırgınlıklar sonsuza kadar sürer.
Oysa ki hepsi geçicidir.
Bir vefasızlık yaşanır, gönülden silinmez…
Bir haksızlık yapılır, geceler boyunca düşünülür…
Bir insan beklediğimiz gibi davranmaz, dünyamız başımıza yıkılmış gibi olur.
Sonra küçük bir sıkıntıyı büyütür, büyütür ve hayatımızın en büyük meselesi hâline getiririz.
Oysa hayatın bize her gün yeniden hatırlattığı bir gerçek vardır:
Hayatta hiçbir şey kalıcı değildir. Ne bugün bizi göklere çıkaran sevinçler ne de içimizi acıtan hüzünler…
Ne makamlar kalıcıdır ne şöhret ne de zenginlik ve fakirlik. Zaman, her şeyin değişebileceğini insana er ya da geç öğretir.
İşte bu hayat gerçeğini birkaç kelimeyle anlatan, derin anlamlar taşıyan bir söz vardır:
“Bu da geçer ya Hû…”
Rivayet edilir ki, çok dertli bir adam Hazreti Ali Efendimize gelir.
“Öylesine sıkıntılıyım ki, bu dert beni tüketiyor” der.
Hazreti Ali ona iki soru sorar.
“Dünyaya geldiğin zaman bu dert seninle birlikte mi geldi?”
Adam:
“Hayır” der.
Hazreti Ali ikinci soruyu sorar:
“Peki, dünyadan giderken bu dert seninle birlikte olacak mı?”
Adam yine:
“Hayır” cevabını verir.
Bunun üzerine ona şu hikmetli öğüdü verir:
“Seninle birlikte gelmeyen ve giderken de seninle birlikte olmayacak olan bir dert, senin bu kadar zamanını almamalı.”
Ne kadar düşündürücü değil mi?
Bugün bizi kahreden birçok olay, belki birkaç yıl sonra hatırladığımızda bize önemsiz gelecek.
Ama biz, henüz geçip gitmemiş bir sıkıntı için bugünkü huzurumuzu da feda ediyoruz.
Bir başka rivayete göre, Sultan Mahmud vezirlerinden bir yüzük yaptırmalarını ister.
Yüzüğün üzerinde öyle bir söz olacaktır ki; ne zaman hüzünlense baktığında teselli bulacak, ne zaman aşırı sevinse baktığında da dünyanın geçici olduğunu hatırlayacaktır.
Vezirler günlerce düşünür.
Sonunda yüzüğün üzerine şu söz yazılır:
“Bu da geçer ya Hû…”
Padişah üzgün olduğunda yüzüğe bakacak ve diyecekti ki:
“Bu sıkıntı da geçecek…”
Sevincin zirvesindeyken yine yüzüğe bakacak:
“Bu da geçecek…”
Çünkü dünya böyledir.
Kış geçer, bahar gelir.
Gece geçer, sabah olur.
Yağmur diner, güneş açar.
İnsan ağlar, sonra tebessüm eder.
İnsan güler, sonra hüzünlenir.
Hayat değişir.
Zaman değişir.
Biz değişiriz.
Belki de bizi en çok yoran şey, hayatın zorluklarından çok insanların tavırlarıdır.
Dün yanımızda olanın bugün bizi unutması…
İyiliğimizi görmezden gelenler…
İşleri düştüğünde dost, işleri bitince yabancı olanlar…
Yüzümüze başka, arkamızdan başka konuşanlar…
Menfaat için dostluk kurup, menfaat bitince vefayı unutanlar…
Evet, bunlar insanın canını acıtıyor.
Ama burada kendimize şu soruyu sormalıyız:
İnsanlardan kusursuz bir vefa beklemek doğru mu?
İnsan değişebilir.
İnsan unutabilir.
İnsan şaşabilir.
İnsan bazen nankörlük de edebilir.
Eğer gönlümüzü yalnızca insanların davranışlarına bağlarsak, her değişimde biraz daha kırılırız.
Oysa yüzümüzü âlemlerin Rabbine çevirdiğimizde, insanların gelip geçici tavırları bizi eskisi kadar yıpratmaz.
Çünkü insanın vefası değişebilir.
Ama Allah'ın rahmeti değişmez.
Bugün makam sahibi olan, yarın sıradan bir insan olabilir.
Bugün alkışlanan, yarın unutulabilir.
Bugün zengin olan, yarın servetini kaybedebilir.
Bugün fakir olan, yarın bolluğa kavuşabilir.
Bugün güçlü olan, yarın başkasının yardımına ihtiyaç duyabilir.
Öyleyse makam için birbirimizi kırmaya, şöhret için gönül yıkmaya, servet için insanlığımızdan uzaklaşmaya değer mi?
Sonunda hepimiz aynı gerçeğin önünde eşit değil miyiz?
Bu dünyadan giderken ne makamımızı, ne şöhretimizi, ne servetimizi yanımızda götürebileceğiz.
Geriye sadece yaptıklarımız kalacak.
Kırdığımız gönüller…
Dokunduğumuz hayatlar…
Yaptığımız iyilikler…
Ve Rabbimizin huzuruna götürdüğümüz ameller…
Öyleyse sevgili dostlar…
Her sözü kendimize dert etmeyelim.
Her vefasızlığı yıllarca kalbimizde taşımayalım.
Bizi anlamayanlara kendimizi anlatmak için ömrümüzü tüketmeyelim.
Herkesin bizi sevmesini, anlamasını ve kıymetimizi bilmesini beklemeyelim.
İyiliğimizi yapalım.
Vefalı olalım.
Güzel söz söyleyelim.
Ama karşılığını yalnızca insanlardan beklemeyelim.
Çünkü:
İnsan unutur, Allah unutmaz.
Bugün yaşadığınız sıkıntı, yarın belki sadece bir hatıra olacak.
Bugün sizi ağlatan şey, yarın tebessüm ederek anlatacağınız bir anıya dönüşecek.
Bugün sahip olduğunuz makam, şöhret ve servet de bir gün geride kalacak.
Öyleyse geçici şeyler için kalıcı huzurumuzu kaybetmeyelim.
Hayatın her inişinde ve çıkışında gönlümüze şu sözü yazalım:
“Bu da geçer ya Hû…”
Çünkü gerçekten de geçiyor…
Dert geçiyor.
Keder geçiyor.
Sevinç geçiyor.
Makam geçiyor.
Şöhret geçiyor.
Ömür bile geçiyor.
Kalıcı olan yalnızca Allah'tır.
O hâlde gönlümüzü geçip gidenlere değil, hiç geçmeyecek olana bağlayalım.
Bu da geçer ya Hû…