Muğla Planlama Ajansı’nın yaptığı bir anket, tarım sektörü adına düşündürücü ve kaygı verici bir gerçeği gözler önüne serdi. Anket kapsamında kırsalda yaşayan çiftçi ailelere “Çocuklarınızın sizin gibi bu işi yapmasını ister misiniz?” sorusu yöneltilmiş ve %87 oranında "Hayır" cevabı alınmış. Bu cevapların ardından ise kamuoyunda bir motto ortaya çıkmış: “Git, kurtar kendini!”

Bu ifade yalnızca bir bireysel kurtuluş çağrısı değil, aynı zamanda içinde bulunduğumuz yapısal sorunların da dışavurumudur. Oysa bu sektör, yalnızca kırsalda geçim sağlayan ailelerin değil; ülkenin tüm vatandaşlarının gıda güvencesinden sanayiye, ihracattan istihdama kadar kırsalın ayakta tutulması açısından da asla vazgeçilmez stratejik bir alan konumundadır.

Gençler Neden Topraktan Uzaklaşıyor?

Anketin çarpıcı sonuçları durumu açıkça özetliyor.

Çiftçilerin %68,8’i gelirinin giderini karşılamadığını söylüyor.

%67,3’ü tarlada çalışacak işçi bulamıyor.

%74,5’i çocuklarının çiftçi olmasını istemiyor.

En büyük sorunlar sırasıyla: Mazot (%38,7), gübre (%33,4) ve su teminidir (%21,7).

“Fırsatınız olsa çiftçiliği bırakır mısınız?” sorusuna evet diyenlerin oranı Muğla’da yüzde 59,8, Aydın’da yüzde 59,7 ve Denizli’de yüzde 66,7. Ege Bölgesi’nde %60’a yakın kesim “Evet” diyor.

Bu veriler, tarımın sadece ekonomik değil, sosyolojik bir kırılma yaşadığını gösteriyor. Gelir güvencesizliği, yükselen girdi maliyetleri, belirsiz alım fiyatları, sosyal güvence eksikliği, toplumsal itibarsızlaşma ve kırsalda yaşamın cazibesini yitirmesi, gençleri toprağa değil kente yönlendiriyor.

Bugün kırsalda yaşayan bir ebeveyn, çocuğunun kendisi gibi yıpranmasını istemiyor; bu yüzden “git” diyor. Ancak bu bireysel kurtuluş arayışı, toplumsal bir çöküşe kapı aralıyor. Bu gidiş, gıda güvenliğimizi, kırsal kalkınmayı ve ülkenin üretim kapasitesini tehdit ediyor.

Tarımı Gençler İçin Yeniden Cazip Hale Getirmek

Tarımın gençler nezdinde itibarını yeniden tesis etmek zorundayız. Bunun için yalnızca duygusal değil, yapısal ve teknolojik dönüşümlere ihtiyaç var.

Tarımı ayakta tutmak istiyorsak, genç kuşakları yeniden kazanmak zorundayız. Bu, yalnızca nostaljik çağrılarla değil; teknolojik, ekonomik ve sosyal politikalarla mümkün olabilir. Akıllı tarım uygulamaları, dijitalleşme, otomasyon ve destekleyici teşvik mekanizmaları tarımı geleceğin mesleği haline getirebilir.

Tarım, gençlere yalnızca bir geçim yolu değil, bir yaşam vizyonu olarak sunulmalı. Okullarda, medya platformlarında, mesleki yönlendirmelerde tarımın stratejik önemi anlatılmalı. Çünkü hava, su ve gıda olmadan yaşam mümkün değil. Ve bu üçünden biri olan gıdanın yolu doğrudan topraktan geçiyor.

Yeni Bir Mottoya İhtiyacımız Var!

“Git kurtar kendini” söylemi, bugünün kırsal gerçekliğini yansıtsa da geleceğimizi şekillendiremez.

Artık yeni bir mottoya ihtiyacımız var: “Kal, üret, geliştir; hem kendini hem ülkeni kurtar.”

Tarımı sadece ekonomik bir faaliyet değil, ulusal bir güvenlik meselesi olarak ele almadıkça; kırsal kalkınma, gıda egemenliği ve sürdürülebilir üretim hedeflerine ulaşamayız. Toprağı terk eden değil, toprağa yön veren bir nesil yetiştirmek zorundayız.

Gelecek, toprağa inananların ellerinde yükselecek.

Yapılan araştırma sonuçlarına göre; çiftçilik yapan aile sayısının her geçen yıl azalması ile tarımsal üretim gücünün zayıflamasına ve gelecekte gıda arzında ciddi sıkıntıların yaşanması riski ile karşı karşıya kalındığı, hayvancılık sektöründe ise çoban bulmakta yaşanan güçlüklerin gelir-gider dengesine kadar çok sayıda yapısal sorunlarla karşı karşıya kalınacağı açıklandı. Elde edilen verilerin sadece çiftçiliğin değil, aynı zamanda gıda güvenliğinin de ne derece riskli bir eşikte olduğu belirtildi.

Gençlerin tarım sektöründen uzaklaşma nedenleri olarak;

Gelir güvencesizliği,

Girdi maliyetlerinin artışı,

Alım fiyatlarında belirsizlik,

Sosyal güvenlik eksiklikleri,

Tarımın toplumdaki prestij kaybı,

Kırsalda yaşamın
cazip olmaması.

Bütün bu unsurlar birleştiğinde gençlerin tarımdan uzaklaşması, bir tercihten çok bir mecburiyet haline dönüşüyor. Bugünün köylüsü, çocuğunun kendisi gibi zorluk çekmesini istemediği için bu alanı terk etmesini telkin ediyor. Bu durum, yalnızca tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini değil, ülkemizin gıda güvenliğini de tehdit eden bir demografik krize dönüşmektedir.

“Git Kurtar Kendini” Değil, “Kal ve Geleceği Kur”
Mevcut tabloyu değiştirmek bizim elimizde. Bugünün gencini toprağa, üretime ve kırsala yeniden bağlayabiliriz.
Bu nedenle artık yeni bir motto:

"KAL, ÜRET, GELİŞTİR;

HEM KENDİNİ HEM

ÜLKENİ KURTAR“

Tarımı küçümseyen değil, değerini bilen bir yaklaşıma geçiş yapmadıkça, kırsal kalkınmadan, gıda güvenliğinden ve üretimden söz etmek mümkün olmayacaktır. Bu nedenle, tarımı yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda ulusal bir güvenlik meselesi olarak yeniden konumlandırmak zorundayız.